Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi İcra Sekreteri Astrid Schomaker, dünyanın doğa koruma taahhütlerini yerine getirmekte başarısız olduğunu açıkladı. Schomaker, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 21-22 Şubat 2025 tarihlerinde düzenlenecek olan COP17 öncesinde yaptığı açıklamada, ülkelerin 2030 yılına kadar karadaki ve denizdeki alanların en az yüzde 30'unu korumaya yönelik 2022'de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi hedeflerini kaçıracağını belirtti. Schomaker, "Mevcut gidişat endişe verici; ülkelerin yarısından fazlası ulusal eylem planlarını henüz sunmadı" ifadelerini kullandı. BM yetkilisi, biyolojik çeşitlilik kaybının iklim değişikliği kadar kritik bir tehdit olduğunu vurgulayarak, ekosistemlerin çöküşünün gıda güvenliği, temiz su ve sağlık üzerinde doğrudan etkileri olacağına dikkat çekti.
Kunming-Montreal Çerçevesi ve Taahhütler
2022 yılında Kanada'nın Montreal kentinde düzenlenen COP15'te 196 ülke, 2030 yılına kadar doğayı korumak için kapsamlı bir anlaşma olan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi'ni kabul etmişti. Bu çerçevenin en önemli hedefi, "30x30" olarak bilinen ve dünya kara ve deniz alanlarının en az %30'unun koruma altına alınmasını öngören hedefti. Ayrıca, biyolojik çeşitlilik için yılda 200 milyar dolarlık kaynak ayrılması ve 2030 yılına kadar tür yok oluşunun önemli ölçüde yavaşlatılması da hedefleniyordu. Ancak BM verilerine göre, şu ana kadar yalnızca 45 ülke ulusal biyolojik çeşitlilik stratejilerini ve eylem planlarını güncelledi. Pek çok ülke, finansman yetersizliği, siyasi irade eksikliği ve ekonomik krizler nedeniyle bu hedefleri hayata geçirmekte zorlanıyor. Schomaker, "Biyolojik çeşitlilik kaybı ekonomik kayıplara yol açar; koruma çabaları yalnızca bir maliyet değil, küresel ekonomik istikrar için bir yatırımdır" dedi.
Bilim insanları, mevcut durumda dünya genelinde yaklaşık bir milyon türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve birçok ekosistemin artan insan faaliyetleri nedeniyle çöktüğünü belirtiyor. Özellikle tropikal ormanlar, mercan resifleri ve sulak alanlar krizin merkezinde yer alıyor. Örneğin, Amazon yağmur ormanları son yirmi yılda ormansızlaşma nedeniyle ciddi alan kaybına uğrarken, Büyük Set Resifi'nin mercan örtüsü aşırı deniz sıcaklıkları nedeniyle azalıyor. Bu durum, iklim değişikliği ile biyolojik çeşitlilik kaybını iç içe geçmiş bir kriz olarak ortaya koyuyor; çünkü sağlıklı ekosistemler karbonu depolar ve iklimi düzenler.
Ermenistan Konferansı ve Küresel Beklentiler
Ermenistan'ın başkenti Erivan'da yapılacak COP17 toplantısı, ülkelerin ilerlemelerini değerlendirmesi ve taahhütlerini hızlandırması için kritik bir fırsat olacak. Konferansta, özellikle finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, teknoloji transferi ve gelişmekte olan ülkelerin kapasitelerinin artırılması gibi konuların ele alınması bekleniyor. BM yetkilisi, "Erivan'daki toplantı, liderlerin kararlılıklarını hayata geçirmek için bir dönüm noktası olmalı" dedi. Ancak uzmanlar, mevcut siyasi ve ekonomik konjonktürde bu hedeflere ulaşmanın zor olduğunu kabul ediyor. Rusya'nın Ukrayna savaşı, enerji krizi ve artan enflasyon gibi küresel sorunlar, doğa koruma konusunun arka planda kalmasına neden oluyor. Yine de çevre örgütleri, doğa kaybının ekonomik maliyetinin yılda 4 trilyon doları aştığını ve bunun küresel GSYİH'nın önemli bir bölümüne tekabül ettiğini hatırlatıyor.
Bu küresel tablonun bir parçası olan Türkiye, zengin biyolojik çeşitliliğiyle önemli bir ülke konumunda; ancak ülkedeki çevre politikaları da eleştirilere maruz kalıyor. Türkiye, 2022'de anlaşmayı imzalamış ancak ulusal eylem planını henüz güncellememiş durumda. Ermenistan konferansı, Türkiye'nin de taahhütlerini gözden geçirmesi ve somut adımlar atması için bir fırsat oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından kritik bir jeopolitik konumda yer alıyor ve bu anlaşmadaki başarısı, ülkenin uluslararası itibarını ve çevresel sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Ermenistan'la imzalanmaya başlayan normalleşme süreci göz önüne alındığında, COP17'ye Türkiye'nin katılımı iki ülke arasındaki diyaloga da katkı sağlayabilir. Ancak Türkiye'nin ulusal eylem planını güncelleme ve koruma alanlarını genişletme konusunda yavaş ilerlemesi, uluslararası eleştirilere yol açıyor. Diğer yandan, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybının tarım, turizm ve sağlık sektörlerine maliyeti, Türkiye'nin ekonomik istikrarını tehdit ediyor. Bu nedenle Türkiye'nin küresel çapta kabul edilen hedeflere uyum sağlaması, hem çevresel hem de ekonomik geleceği için kritik önem taşıyor.