Birleşmiş Milletler (BM), 2025 yılında dünya genelinde en az 350 insani yardım çalışanının öldürüldüğünü, bu sayının “kabul edilemez” olduğunu açıkladı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamada, ölümlerin en yoğun olarak Gazze Şeridi ve Sudan'da yaşandığı belirtildi. BM Genel Sekreteri António Guterres, saldırıların uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu vurgulayarak, “Bu saldırıların hesabı sorulmalı; sivilleri ve insani yardım çalışanlarını hedef almak asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
Ölümlerin arka planı: Gazze, Sudan ve diğer çatışma bölgeleri
OCHA verilerine göre, 2025 yılında kaydedilen 350 ölümün büyük bir kısmı Gazze Şeridi'nde devam eden İsrail saldırıları sırasında meydana geldi. Gazze'de 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmalar, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını neredeyse imkânsız hale getirdi. Yardım konvoylarına yönelik saldırılar, sağlık tesislerinin vurulması ve personelin hedef alınması, bölgedeki insani krizi daha da derinleştirdi. Filistin Kızılayı ve BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) çalışanları, en çok kayıp veren kurumlar arasında yer aldı.
Sudan'da ise Nisan 2023'ten bu yana süren iç savaş, insani yardım çalışanlarını hedef alan saldırıların arttığı bir diğer bölge oldu. Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalar, yardım kuruluşlarının personeline yönelik tehditleri artırdı. Ülkede 2025 yılında en az 80 yardım çalışanının öldürüldüğü tahmin ediliyor. Ayrıca, Suriye, Yemen, Afganistan ve Ukrayna gibi diğer çatışma bölgelerinde de yardım çalışanlarına yönelik saldırılar sürdü.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsani yardımın geleceği tehlikede
İnsani yardım çalışanlarına yönelik saldırıların artması, dünya genelinde yardım operasyonlarının sürdürülebilirliği konusunda ciddi endişelere yol açıyor. BM, 2025 yılında şiddet, engelleme ve kısıtlamalar nedeniyle milyonlarca insanın ihtiyaç duyduğu yardıma erişemediğini belirtiyor. OCHA, insani yardım çalışanlarının korunmasının uluslararası hukukun temel bir gerekliliği olduğunu yineledi ve tüm taraflara “sivilleri ve yardım görevlilerini koruma” çağrısı yaptı.
Uzmanlar, bu saldırıların yalnızca bireysel trajediler değil, aynı zamanda küresel insani yardım sistemine yönelik bir tehdit olduğunu vurguluyor. Yardım kuruluşları, güvenlik endişeleri nedeniyle bölgelerden çekilmek zorunda kalırken, en savunmasız topluluklar gıda, su, sağlık ve barınma gibi temel hizmetlerden mahrum kalıyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), “Her kayıp, yardıma muhtaç binlerce insanın umudunu tüketiyor” açıklamasında bulundu.
Taraflar arasında ateşkes müzakerelerinin sürdüğü Gazze'de, ateşkesin kalıcı olması halinde insani yardımın artırılması planlanıyor. Ancak BM, ateşkesin sağlanması durumunda bile yardım çalışanlarının güvenliğinin garanti altına alınmaması halinde operasyonların başarısız olabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, insani yardım alanında küresel bir aktör olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze ve Sudan'da yürüttüğü insani yardım operasyonları, bu saldırıların doğrudan Türkiye'yi de etkilediğini gösteriyor. Türk Kızılay ve AFAD'ın bölgelerdeki faaliyetleri, güvenlik riskleri nedeniyle tehdit altında. Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimleri, insani yardımın güvenli bir şekilde ulaştırılması için önemli bir zemin oluşturuyor. BM'nin verileri, uluslararası toplumun bu konudaki duyarsızlığını ortaya koyarken, Türkiye'nin insani diplomasi anlayışının gerekliliğini bir kez daha doğruluyor. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının insani krizlere müdahale kapasitesinin ve kararlılığının artırılması gerektiğine işaret ediyor.