Dokuz yıl önce Myanmar'da askeri güçlerin Rohingya Müslüman azınlığa yönelik etnik temizlik operasyonları sonucu yüz binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bugün Bangladeş'in güneydoğusundaki Cox's Bazar bölgesinde, dünyanın en büyük mülteci kampı olan Kutupalong'da yaşayan Rohingyalar, hâlâ adalet ve anavatanlarına dönüş umudunu taşıyor. 2017'deki provoke edici saldırılar sonrası yaşanan vahşet, soykırım olarak nitelendiriliyor; ancak uluslararası toplumun somut adımları ne yazık ki sınırlı kaldı. Mültecilerin yaşam koşulları, hukuki statüleri ve gelecekleri belirsizliğini korurken, kamp sakinleri bir yandan hayatta kalma mücadelesi veriyor, diğer yandan umutsuzluğa kapılmadan haklarını arıyor.
Kamplardaki Hayat: Bekleyişin Gölgesinde
Kutupalong ve çevresindeki kamplarda yaşayan yaklaşık bir milyon Rohingya, insani yardıma bağımlı bir hayat sürüyor. Geçici barınaklarda, bambu ve naylon örtülerden yapılmış kulübelerde kalan mülteciler; gıda, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde büyük güçlüklerle karşılaşıyor. Özellikle 2021'deki askeri darbenin ardından Myanmar'daki durumun daha da kötüleşmesi, geri dönüş ihtimalini neredeyse imkânsız hale getirdi. Bangladeş hükümeti, mültecilerin yerel halkla entegrasyonuna sıcak bakmıyor; bu nedenle mülteciler, kendilerini güvenli bir limanda değil, geçici bir sığınakta hissediyor.
Genç Rohingyalar, eğitim ve iş imkânlarının yokluğu nedeniyle umutsuzluğa sürükleniyor. Birçoğu, düzenli bir gelecek hayali kurarken insan kaçakçılarının ağına düşüyor ya da deniz yoluyla başka ülkelere ulaşmaya çalışırken hayatını kaybediyor. Kadınlar ise hem geçmişte yaşanan cinsel şiddetin izleriyle hem de kamp hayatının getirdiği zorluklarla mücadele ediyor. Buna rağmen, toplum içinde dayanışma örnekleri de dikkat çekiyor; mülteciler kendi aralarında eğitim merkezleri, sağlık klinikleri ve kadın hakları atölyeleri oluşturarak yeniden inşa etme çabası gösteriyor.
Adaletin Peşinde: Uluslararası Hukuk ve Siyasi İrade
Rohingya toplumu, soykırımın tanınması ve faillerin yargılanması için uluslararası adalet mekanizmalarına başvuruyor. Gambiya'nın Myanmar aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (ICJ) açtığı dava, bu mücadelede önemli bir aşama. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Myanmar ordusunu insanlığa karşı suçlarla itham ediyor. Ancak Myanmar'ın yargı yetkisini tanımaması ve askeri rejimin uluslararası baskılara rağmen işlediği suçların arkasında durması, hukuki süreçlerin sonuçlanmasını zorlaştırıyor. Birleşmiş Milletler raporları, Rohingyaların maruz kaldığı vahşetin soykırım niteliği taşıdığını açıkça ortaya koymuş durumda; buna karşın Güvenlik Konseyi'nin Myanmar konusundaki tutumu, büyük güçlerin çıkar çatışmaları nedeniyle etkisiz kalıyor.
Bölgesel olarak, Myanmar'ın komşuları ile ilişkileri de karmaşık bir tablo çiziyor. Çin, Myanmar'a yakın ilişkiler içinde; bu durum, uluslararası toplumun Myanmar üzerinde baskı kurmasını engelliyor. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) da bu konuda yeterli adım atmaktan uzak. Rohingya krizi, sadece insani bir mesele olmaktan çıkarak bölgesel istikrarı ve güvenliği tehdit eden bir unsura dönüşmüş durumda. Mülteci akını, Bangladeş'in ekonomik ve sosyal yapısını zorlarken, aynı zamanda deniz güvenliği ve insan kaçakçılığı gibi yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rohingya meselesi, Türkiye'nin insani diplomasi ve Müslüman toplumlara yönelik politikalarının önemli bir sınavı olmaya devam ediyor. Türkiye, krizin başından bu yana Rohingyalara yardım elini uzatan ülkelerin başında geliyor. Bangladeş ile kurulan güçlü iş birlikleri ve insani yardım köprüleri sayesinde kamplarda yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlıyor. Ancak konunun siyasi boyutu, Türkiye'nin Myanmar ile dengeli ilişkiler kurma çabasıyla sınanıyor. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, yalnızca insani bir yükümlülük olarak değil, aynı zamanda İslam dünyasında artan etkinliği ve sorumluluk alması açısından da önem taşıyor. Uluslararası platformlarda Rohingyaların haklarını savunan Türkiye, bu krizin çözümünde kalıcı ve ilkeli bir duruş sergileyerek bölgesel istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilir.