Nepal ile Tibet arasındaki sınır bölgesinde meydana gelen ve onlarca kişinin ölümüne yol açan yıkıcı sellerin, bir buzulun çökmesi sonucu oluşan buzul gölü taşmasından kaynaklandığı ön değerlendirmelerle doğrulandı. Bilim insanları, bu felaketin, iklim değişikliğinin etkisiyle hızla eriyen Himalaya buzullarının yol açtığı en yeni ve en yıkıcı örneklerden biri olduğunu vurguluyor. Bölgede arama kurtarma çalışmaları devam ederken, yetkililer ve araştırmacılar benzer felaketlerin önlenmesi için acil önlemler alınması gerektiğini belirtiyor.
Felaketin Arka Planı
Nepal'in kuzeyindeki Dolakha bölgesi ile Tibet Özerk Bölgesi'nin güneyindeki Zhangmu kasabası civarında meydana gelen seller, geçtiğimiz hafta sonu aniden bastıran şiddetli yağışların ardından büyük bir yıkıma neden oldu. İlk belirlemelere göre, yüksek irtifadaki bir buzulun çökmesi, altındaki buzul gölünün setini yıkarak milyonlarca metreküp suyun ve enkazın aşağıdaki vadilere taşmasına yol açtı. Bu tür olaylar 'buzul gölü taşması seli' (GLOF) olarak adlandırılıyor ve Himalaya bölgesinde giderek artan bir tehdit oluşturuyor.
Nepal ve Çinli bilim insanlarından oluşan ekipler, uydu görüntülerini ve saha verilerini analiz ederek felaketin boyutunu haritalandırmaya çalışıyor. Çin Devlet Konseyi Sözcüsü yaptığı açıklamada, 'Buzulun çökmesi sonucu meydana gelen taşkın, Zhangmu kasabasında altyapıya ciddi zarar verdi ve en az 15 Tibet vatandaşının yaşamını yitirmesine neden oldu' dedi. Nepal tarafında ise ölü sayısının 12'ye yükseldiği, onlarca kişinin de kayıp olduğu bildiriliyor.
Himalaya bölgesi, dünyanın üçüncü büyük buz kütlesine ev sahipliği yapıyor ve bu buzullar, küresel ısınmanın etkisiyle her yıl ortalama 0,5 metre kalınlık kaybediyor. Bilim insanları, artan sıcaklıkların buzul göllerinin sayısını ve hacmini artırdığını, bu durumun da GLOF riskini daha da yükselttiğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre, sadece Nepal'de 2.000'den fazla buzul gölü bulunuyor ve bunların en az 20'si potansiyel olarak tehlikeli kabul ediliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu felaket, yalnızca Nepal ve Çin'in değil, tüm Güney Asya'nın karşı karşıya olduğu iklim risklerini yeniden gündeme getirdi. Himalaya buzulları, Asya'nın en büyük nehirlerinin (İndus, Ganj, Brahmaputra, Mekong ve Sarı Irmak) kaynağını oluşturuyor. Bu nehirler, yaklaşık 2 milyar insanın su, gıda ve enerji ihtiyacını karşılıyor. Dolayısıyla buzullardaki hızlı erime, yalnızca ani sellere değil, uzun vadede su kıtlığına ve bölgesel istikrarsızlığa da yol açabilir.
Himalaya bölgesindeki GLOF felaketleri son yıllarda sıklaştı. 2013 yılında Hindistan'ın Uttarakhand eyaletinde meydana gelen sel felaketinde 5.000'den fazla kişi hayatını kaybetmişti. 2021'de ise Hindistan'ın Chamoli bölgesinde bir buzul kütlesinin kopması sonucu oluşan sel, bir hidroelektrik santraline zarar vermiş ve en az 200 kişinin ölümüne neden olmuştu. Bu olaylar, bilim insanlarının Himalaya'daki buzul dinamikleri konusundaki uyarılarını haklı çıkarıyor.
İklim değişikliği, küresel bir sorun olmakla birlikte, etkileri en çok gelişmekte olan ülkelerde ve yüksek dağlık bölgelerde hissediliyor. Bu felaket, Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerine ulaşılamaması durumunda daha sık ve yıkıcı doğa olaylarıyla karşılaşılacağının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Bilim insanları, buzul göllerinin izlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin kurulmasının yanı sıra, sera gazı emisyonlarının derhal azaltılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu felaket, Türkiye'nin iklim değişikliği politikaları ve insani yardım diplomasisi açısından önemli bir hatırlatıcı niteliği taşıyor. Türkiye, Doğu Anadolu'da bulunan ve hızla eriyen buzullarla (örneğin Ağrı Dağı, Cilo-Sat dağları) benzer riskleri barındırıyor. İklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek için Türkiye'nin de ulusal uyum stratejilerini güçlendirmesi ve erken uyarı sistemlerine yatırım yapması gerekiyor. Ayrıca, Türkiye, bölgesel bir güç olarak Nepal ve Çin gibi ülkelerle iş birliği yaparak iklim değişikliğiyle mücadele konusunda uluslararası çabalara katkı sağlayabilir ve bu tür doğal afetlerde insani yardım sağlayarak diplomatik etkisini artırabilir.