Joe Biden’ın başkanlık dönemi, Amerikan dış politikasında Soğuk Savaş sonrası en kapsamlı dönüşümlerden birine sahne oldu. 2021’de göreve geldiğinde, selefi Donald Trump’ın “Amerika Birinci” doktrinini terk ederek ittifakları onarma ve uluslararası kurumlara geri dönme sözü veren Biden, dört yıl içinde küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren bir dizi stratejik hamleye imza attı. Bunların başında, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı Batı ittifakını koordine etmek, Çin’in yükselişine karşı Hint-Pasifik’te yeni ortaklıklar kurmak ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi dış politikanın merkezine yerleştirmek geliyor.
Yeni Bir Vizyon: “Orta Sınıf Dış Politikası”
Biden yönetimi, Amerikan dış politikasını “orta sınıf dış politikası” olarak tanımladı. Bu yaklaşım, yurt içinde ekonomik refahı artırmak için yurt dışında stratejik yatırımlar yapmayı hedefliyor. Çip ve Bilim Yasası, Altyapı Yasası ve Enflasyonu Düşürme Yasası gibi iç politika hamleleri, tedarik zincirlerini güvence altına almak ve yüksek teknoloji ihracatını kısıtlamak gibi dış politika araçlarıyla desteklendi. Özellikle Çin’e yönelik teknoloji yaptırımları, Washington ile Pekin arasında yeni bir Soğuk Savaş benzeri rekabeti tetiklerken, Batılı müttefiklerle koordinasyonu gerektirdi.
Ukrayna’ya askeri ve mali destek, Biden’ın “demokrasiye karşı otokrasi” söyleminin somut örneği oldu. Ancak bu politika, özellikle ilerici kanattan eleştiriler aldı. İlerici Demokratlar, sınırsız askeri harcamaların iç politikada kesintilere yol açtığını ve diplomasiyi ihmal ettiğini savunuyor. Aynı şekilde, Gazze’deki savaşta İsrail’e verilen destek, parti içinde bile büyük tartışmalara neden oldu. Bu eleştiriler, Biden’ın “değer odaklı dış politika” söylemiyle uygulamadaki çelişkileri ortaya koydu.
Küresel Boyutta Etkiler ve Bölgesel Dengeler
Biden’ın dış politikası, sadece rakipleri değil, müttefikleri de etkiledi. Afganistan’dan çekilme kararı, NATO müttefiklerinde güven bunalımı yaratırken, AUKUS anlaşması (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) ile Fransa’nın bir denizaltı ihalesini kaybetmesi Avrupa’da rahatsızlık yarattı. Hint-Pasifik bölgesinde Quad (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya) gibi çok taraflı mekanizmalar güçlendirilirken, Güneydoğu Asya ülkeleri “ABD mi Çin mi?” ikilemi arasında sıkıştı.
Ortadoğu’da Biden yönetimi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkileri yeniden tanımlamaya çalıştı. Ancak İran’la nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılamaması ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, bölgede karmaşık bir denklem oluşturdu. İsrail’in Gazze operasyonları sırasında Biden’ın sergilediği “koşulsuz destek” tutumu, birçok Arap ülkesi ve uluslararası toplumda tepkiyle karşılandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Biden yönetiminin dış politikası, Türkiye ile ABD arasında gerilimli bir dönem getirdi. S-400 hava savunma sistemi nedeniyle CAATSA yaptırımları devam ederken, Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri ve Yunanistan’a silah satışı ikili ilişkileri zorladı. Biden’ın “değer odaklı dış politika” söylemi, insan hakları ve demokrasi vurgusuyla Türkiye’yi eleştirmesine neden oldu. Öte yandan, Ukrayna krizi ve İsveç-Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde Türkiye kritik bir konum kazandı. Biden yönetimi, Türkiye’nin ittifak içindeki jeostratejik önemini kabul etse de, iki ülke arasındaki güven sorunu sürmektedir. Türkiye, ABD’nin bölge politikalarında daha dengeli bir yaklaşım beklemektedir.