Son yıllarda küresel ölçekte yükselen sağ popülizm, yalnızca siyasi bir hareket değil, aynı zamanda sosyal medya algoritmalarının beslediği kârlı bir iş modeline dönüştü. Özellikle beyaz mağduriyeti (white victimhood) anlatısı, dezavantajın kimin tarafında olduğu sorusunu tersyüz ederek, geleneksel olarak azınlıkların kullandığı mağduriyet söylemini bu kez beyaz çoğunluğun bir kesimi tarafından kullanılır hale getirdi. Bu durum, hem siyasi kutuplaşmayı derinleştiriyor hem de sosyal medya platformlarına muazzam bir etkileşim getiriyor. İngiliz The Guardian gazetesinin analizine göre, “öfke ekonomisi” olarak adlandırılabilecek bu model, kullanıcıların duygusal tepkilerini metalaştırarak reklam gelirlerini artırıyor. Özellikle ABD, İngiltere ve Avrupa’da, beyaz işçi sınıfının yaşadığı ekonomik dönüşüm ve göçmen karşıtlığı, bu anlatının temel yakıtını oluşturuyor. Platformlar ise bu öfkeyi ölçeklendirerek kâra dönüştürüyor.
Dezavantaj Anlatısının Dönüşümü
Tarihsel olarak mağduriyet söylemi, sömürgecilik, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı gibi yapısal eşitsizliklere maruz kalan gruplar tarafından politik taleplerini meşrulaştırmak için kullanılıyordu. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılından itibaren, özellikle küresel finans krizi sonrası, bu anlatı tersine döndü. Beyaz, heteroseksüel, erkek çoğunluğun bir kısmı, küreselleşmenin kaybedenleri olarak kendilerini “yeni azınlık” ilan etti. Bu kesim, göçmenlerin, LGBTQ+ bireylerin ve diğer azınlıkların “haksız ayrıcalıklar” elde ettiğini iddia ederek, kendi durumlarını sistematik bir dezavantaj olarak çerçeveledi. Sosyal medya, bu anlatının yayılması için ideal bir zemin sağladı. Algoritmalar, kullanıcıların ilgi alanlarına göre özelleştirilmiş içerik sunduğu için, öfke ve mağduriyet duyguları hızla yayıldı. Örneğin, ABD’de “Beyaz İnsanlara Yönelik Ayrımcılık” başlıklı paylaşımlar, 2020-2023 arasında yüzde 400’den fazla etkileşim aldı. Bu içeriklerin çoğu, asılsız iddialar veya bağlamından koparılmış istatistikler içerse de, dijital ekonomideki yerini sağlamlaştırdı.
Küresel Boyut ve Sosyal Medya Ekonomisi
Beyaz mağduriyetinin iş modeli, yalnızca batı ülkeleriyle sınırlı değil. Benzer bir anlatı, Avustralya, Kanada ve hatta Brezilya gibi ülkelerde de gözlemleniyor. Her yerde ortak payda, “eski düzenin” yerini “yeni, adaletsiz bir düzene” bıraktığı tezi. Bu tez, sağcı politikacılar tarafından seçim kampanyalarında kullanılırken, medya şirketleri ise bu içerikleri abonelik veya reklam geliri için araçsallaştırıyor. Örneğin, Fox News gibi kanallar, izleyicilerine sürekli olarak beyaz Hristiyanların tehdit altında olduğu mesajını veriyor. Dijital platformlarda ise YouTube, TikTok ve Facebook, bu tür içerikleri önerirken kullanıcı sadakatini artırdığını fark etti. Ancak bu durum, toplumsal kutuplaşmayı körüklerken, aynı zamanda demokratik kurumlara olan güveni de aşındırıyor. Avrupa Birliği’nin 2023 tarihli bir raporu, dezenformasyonun yüzde 60’ının mağduriyet temalı içeriklerden kaynaklandığını ortaya koydu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de benzer bir mağduriyet söylemi, özellikle sosyal medyada kutuplaşmayı derinleştiriyor. “Ötekileştirilme” duygusu, hem milliyetçi hem de muhafazakâr kesimlerde sıkça dillendiriliyor. Ancak bu anlatı, beyaz mağduriyetinden farklı olarak, daha çok dini ve etnik kimlikler üzerinden şekilleniyor. Küresel ölçekteki bu iş modeli, Türkiye’de de influencer’lar ve politik figürler tarafından kullanılıyor. Ekonomik daralma ve enflasyon gibi sorunlar, mağduriyet söyleminin daha da yoğunlaşmasına neden oluyor. Türkiye’nin bu trendi dikkatle izlemesi, sosyal medyanın toplumsal barış üzerindeki etkisini anlamak için kritik önem taşıyor.