ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in göreve başlamasından bu yana, Amerikan devlet tahvilleri (Treasury securities) küresel piyasalarda beklenen performansı gösteremedi. Başkan Donald Trump'ın 20 Ocak'ta göreve başlamasından itibaren, ABD Hazine tahvilleri, Japonya hariç tüm büyük devlet tahvili endekslerinden daha düşük bir getiri sağladı. Bu durum, Bessent'in piyasa dostu politikalarının tahvil piyasasında yeterince karşılık bulmadığını ve yatırımcıların ABD ekonomisine yönelik endişelerini artırdığını gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Bessent'in Piyasa Beklentileri ve Gerçekler
Scott Bessent, Trump yönetiminin ekonomi politikalarının mimarlarından biri olarak, göreve başladığında piyasalarda olumlu bir hava yaratmıştı. Özellikle vergi indirimleri, deregülasyon ve enerji bağımsızlığı gibi politikaların büyümeyi destekleyeceği ve enflasyonu kontrol altında tutacağı beklentisi vardı. Ancak, bu beklentiler tahvil piyasasında karşılık bulmadı. ABD Hazine tahvillerinin getirileri, özellikle uzun vadeli vadelerde, diğer gelişmiş ülke tahvillerine kıyasla daha fazla yükseldi. Bu, tahvil fiyatlarının düştüğü anlamına geliyor ve yatırımcıların ABD'nin mali sürdürülebilirliğine ve enflasyon görünümüne ilişkin endişelerini yansıtıyor.
Bloomberg'in verilerine göre, Trump'ın göreve başlamasından bu yana ABD Hazine tahvilleri, Almanya, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Fransa gibi ülkelerin tahvil endekslerinin gerisinde kaldı. Sadece Japonya'nın tahvil endeksi daha kötü bir performans sergiledi. Japonya'daki olumsuz performans, ülkenin uzun süredir devam eden deflasyonist baskıları ve merkez bankasının ultra gevşek para politikasından çıkış çabalarıyla ilişkilendirilirken, ABD'deki zayıflığın nedeni farklı: artan bütçe açıkları ve siyasi belirsizlik.
Bessent'in başkanlığındaki Hazine Bakanlığı, borç yönetimi konusunda piyasaya güven vermeye çalıştı. Ancak, hükümetin harcama planları ve tarife politikaları, enflasyonu yeniden alevlendirebileceği endişesiyle tahvil piyasasında satış baskısı yarattı. Özellikle, Trump'ın ithalata getirdiği gümrük tarifeleri, maliyetleri artırarak fiyat istikrarını tehdit ediyor. Bu da, Fed'in faiz indirimlerini ertelemesine veya hatta artırmasına yol açabilir. Tahvil yatırımcıları, bu riskleri fiyatlayarak ABD tahvillerinden uzaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Küresel Tahvil Piyasalarında Değişen Dengeler
ABD Hazine tahvillerinin zayıf performansı, küresel tahvil piyasalarında önemli bir değişime işaret ediyor. Yatırımcılar, getiri arayışında alternatif pazarlara yöneliyor. Örneğin, Avrupa tahvilleri, görece daha istikrarlı ekonomik görünüm ve AB tarafından başlatılan ortak borçlanma programları sayesinde daha cazip hale geldi. Almanya'nın 10 yıllık tahvil getirisi, ABD'nin 10 yıllık tahvil getirisine kıyasla daha düşük seviyelerde seyretmesine rağmen, performans açısından ABD'yi geride bıraktı.
Bu durum, doların küresel rezerv para birimi olarak konumunu da etkileyebilir. Eğer ABD tahvil piyasası güvenilirliğini kaybederse, merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirme yoluna gidebilir. Altın fiyatlarının rekor seviyelere çıkması, bu eğilimin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin tahvil piyasalarına olan ilgi artıyor; çünkü bu ülkelerdeki yüksek reel getiriler, ABD tahvillerine kıyasla daha çekici hale geliyor.
Öte yandan, bu gelişme ABD ekonomisi için ciddi bir risk oluşturuyor. Yükselen faiz oranları, hükümetin borçlanma maliyetlerini artıracak ve bütçe açığını daha da büyütecektir. Ayrıca, bu durum mortgage oranları ve tüketici kredileri üzerinden ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. 2024 yılında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde, ekonomik durgunluk endişeleri siyasi bir sorun haline gelebilir. Trump yönetimi, ekonomiyi canlandırmak için daha fazla mali teşvik talep ederken, tahvil piyasası bu politikaların enflasyonist etkilerinden endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Hazine tahvillerindeki bu zayıflık, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli etkiler doğurabilir. Öncelikle, küresel risk iştahının azalması, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkelerde, tahvil getirileri üzerindeki baskı artabilir. Ancak, Türkiye'nin ihracatçı sektörleri açısından, ABD dolarının değer kaybetmesi, TL'nin göreceli olarak güçlenmesine ve dış ticaret dengesine katkı sağlayabilir. Yine de, Türkiye'nin kendi ekonomik kırılganlıkları göz önüne alındığında, bu gelişmenin doğrudan olumlu bir etkisinden bahsetmek zordur. Türkiye, ABD ile yaşadığı jeopolitik gerilimlerin gölgesinde, küresel piyasalardaki bu tür dalgalanmalara karşı daha dirençli bir ekonomi politikası izlemek durumundadır.