Berlin'de Pazar günü yapılan bölgesel seçimlerin ardından, sol partilerin oluşturduğu bir koalisyonun, kira fiyatlarını düşürmek amacıyla büyük konut şirketlerine ait apartman dairelerini kamulaştırma yoluna gidebileceği belirtiliyor. Almanya'nın başkentinde yıllardır süren konut krizi, seçim kampanyasının merkezine yerleşmiş durumda. Özellikle Sol Parti (Die Linke) ve Sosyal Demokratlar (SPD) ile Yeşiller arasında yapılan müzakerelerde, kamulaştırma talebi öne çıkıyor.
Kamulaştırma planının arka planı
Berlin'de 2019 yılında başlatılan "Deutsche Wohnen & Co. enteignen" girişimi, 2021'de yapılan referandumda yüzde 56,4 gibi güçlü bir destek almıştı. Ancak referandum sonucu bağlayıcı olmadığı için uygulanamamıştı. Şimdi ise seçim sonrası oluşacak yeni meclis yapısı, bu talebi yasalaştırma imkânı sunabilir. Sol partiler, 3.000'den fazla konutu olan şirketlerin kamulaştırılmasını ve bu konutların kamu yararına sosyal konut olarak kullanılmasını öneriyor.
Almanya Anayasası'nın 15. maddesi, toprak ve üretim araçlarının kamulaştırılmasına izin veriyor. Ancak bu maddenin bugüne kadar hiç uygulanmamış olması, hukuki belirsizlikleri de beraberinde getiriyor. Berlin eyalet hükümeti, kamulaştırma için özel bir yasa çıkarmak zorunda. Bu yasanın önündeki en büyük engel ise tazminat meselesi. Kamulaştırılacak konutların piyasa değerinin 30 milyar euroyu bulabileceği tahmin ediliyor. Bu denli büyük bir tazminat yükünün eyalet bütçesini zorlayacağı belirtiliyor.
Öte yandan, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hür Demokrat Parti (FDP) gibi muhafazakâr ve liberal partiler, kamulaştırmaya şiddetle karşı çıkıyor. Bu partiler, sorunun çözümü için daha fazla konut inşası ve özel sektör teşviklerini savunuyor. Seçim sonuçlarına göre, sol partilerin mecliste çoğunluğu elde edip edemeyeceği belirsizliğini koruyor. Eğer koalisyon kurulursa, kamulaştırma süreci yıllar sürebilir ve yargı yoluyla engellenebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Berlin'deki bu gelişme, Avrupa genelinde artan konut krizi ve sol popülist hareketlerin yükselişiyle yakından ilişkili. İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde de benzer şekilde kira artışlarına karşı kamulaştırma veya kira kontrolü talepleri yükseliyor. Almanya'da ise bu tartışma, ülkenin en büyük konut şirketlerinden Deutsche Wohnen ve Vonovia'nın portföylerini hedef alıyor. Kamulaştırma, Almanya'nın sosyal piyasa ekonomisi modeline yönelik bir meydan okuma olarak görülüyor. Avrupa Birliği düzeyinde ise mülkiyet hakkı ile sosyal konut politikaları arasındaki denge tartışılıyor.
Küresel ölçekte, benzer politikalar Latin Amerika'da ve bazı Asya ülkelerinde de görülüyor. Ancak Almanya gibi güçlü bir ekonomide kamulaştırmanın hayata geçmesi, yatırımcı güveni ve mülkiyet hakları açısından emsal teşkil edebilir. Berlin'in kararı, diğer Avrupa şehirleri için de bir test niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Berlin'deki kamulaştırma tartışması, Türkiye'deki konut politikaları ve kentsel dönüşüm uygulamalarıyla karşılaştırılabilecek bir örnek sunuyor. Türkiye'de de büyük şehirlerde kira fiyatları hızla artarken, hükümet çeşitli düzenlemelerle piyasaya müdahale ediyor. Almanya'daki sol ittifakın başarısı, Türkiye'deki benzer talepleri cesaretlendirebilir. Ayrıca, Almanya'daki Türk toplumu da bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilir; zira birçok Türk kökenli vatandaş kiracı olarak bu politikaların muhatabı. Türkiye-AB ilişkileri açısından ise Almanya'nın iç politikadaki bu dönüşümü, ekonomik ve sosyal politikaların geleceği hakkında ipuçları veriyor.