Londra — Batı'nın yüzyıllardır savunduğu özgürlük ve evrensel değerler vaadinin, bugün dünya genelinde yükselen siyasi öfkenin ve popülist hareketlerin temelini oluşturduğu öne sürülüyor. Deja Vu adlı programın yeni bölümünde Hint asıllı yazar ve düşünür Pankaj Mishra, bugünkü siyasi öfkeyi Aydınlanma çağına ve Batı sömürgeciliğine kadar geriye götürerek çarpıcı bir tez ortaya koyuyor. Mishra'ya göre, Batı'nın sömürge döneminde vaat ettiği özgürlük ve ilerleme idealleri, sömürge sonrası dönemde yerine getirilmedi; bu durum, eski sömürgelerde ve Batı'nın kendi toplumlarında derin bir hayal kırıklığı ve öfke birikimine yol açtı.
Aydınlanma'dan Emperyalizme: Kırılgan Bir Vaadin Anatomisi
Pankaj Mishra, programda yaptığı değerlendirmede, 18. yüzyıl Aydınlanma düşünürlerinin ortaya attığı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi evrensel ilkelerin, aynı dönemde Avrupa'nın denizaşırı sömürge imparatorluklarını kurmasıyla çeliştiğini vurguluyor. Mishra'ya göre, Batı'nın kendi içinde demokrasi ve insan haklarını geliştirirken, sömürge topraklarında otoriter yönetimler kurması, bu ideallerin samimiyetsizliğini gözler önüne serdi. Sömürge yönetimleri, yerel halklara Batı'nın medeniyet ve özgürlük getirdiğini iddia etti; ancak uygulamada ekonomik sömürü, kültürel baskı ve siyasi özgürlükten yoksun bırakma politikaları izledi.
Mishra, bu çelişkinin sadece sömürge dönemiyle sınırlı kalmadığını, sömürge sonrası dönemde de Batı'nın eski sömürgelerine yönelik politikalarının hayal kırıklığı yarattığını belirtiyor. Bağımsızlık sonrası dönemde birçok ülkede demokrasi ve refah vaatleri yerine getirilemedi; Batı destekli darbeler, ekonomik bağımlılık ve askeri müdahaleler, bu ülkelerde Batı'ya karşı derin bir güvensizlik ve öfke oluşturdu. Mishra'ya göre, bugün Orta Doğu'dan Asya'ya, Afrika'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan coğrafyada yükselen anti-Batı söylemler ve popülist liderler, bu tarihsel hayal kırıklığının bir yansıması.
Yazar, aynı zamanda Batı toplumlarının kendi içinde de benzer bir öfke dinamiğinin geliştiğini savunuyor. Küreselleşme ve neo-liberal politikalar, Batı'da da geniş kesimlerin ekonomik ve sosyal beklentilerini karşılamadı; bu durum, aşırı sağ ve popülist hareketlerin yükselişine zemin hazırladı. Mishra, Brexit, Donald Trump'ın seçilmesi ve Avrupa'da yükselen milliyetçi partiler gibi gelişmeleri, Batı'nın kendi vaatlerine duyulan güvenin sarsılmasının bir sonucu olarak yorumluyor.
Küresel Öfkenin Siyasi Yansımaları ve Batı'nın Meşruiyet Krizi
Pankaj Mishra'nın tezi, Batı'nın küresel düzeyde yaşadığı meşruiyet krizine işaret ediyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde Francis Fukuyama'nın "tarihin sonu" tezi, liberal demokrasinin nihai zaferini ilan etmişti. Ancak Mishra'ya göre, bu tez, Batı'nın sömürgeci geçmişini ve bu geçmişin yarattığı eşitsizlikleri görmezden geldi. Bugün, Çin'den Rusya'ya, Hindistan'dan Brezilya'ya kadar birçok ülke, Batı'nın evrenselci söylemine şüpheyle yaklaşıyor ve alternatif yönetim modelleri arıyor.
Mishra, Batı'nın özgürlük vaadinin, sömürge döneminde olduğu gibi bugün de çifte standartlarla malul olduğunu savunuyor. Batılı ülkeler, kendi kamuoyuna insan hakları ve demokrasi mesajı verirken, stratejik çıkarları söz konusu olduğunda otoriter rejimlerle işbirliği yapmaktan çekinmiyor. Bu durum, Batı'nın ahlaki üstünlük iddiasını zayıflatıyor ve küresel Güney'de öfkeyi artırıyor. Mishra'ya göre, bu öfke, sadece otoriter liderleri değil, aynı zamanda Batı'nın kendi liberal düzenini de tehdit ediyor.
Programda ayrıca, Batı'nın özgürlük söyleminin nasıl bir "medeniyetler çatışması" söylemine dönüştüğü ve bu söylemin ırkçılık ve İslamofobi gibi ayrımcı ideolojileri nasıl beslediği ele alınıyor. Mishra, özellikle 11 Eylül sonrası dönemde Batı'nın "teröre karşı savaş" adı altında yürüttüğü politikaların, Müslüman toplumlarda derin bir öfke ve radikalleşme yarattığını hatırlatıyor. Bu politikaların, Batı'nın kendi değerleriyle çeliştiğini ve küresel istikrarsızlığı artırdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pankaj Mishra'nın tezi, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini anlamak açısından da önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Batılı güçlerin müdahalelerine maruz kalmış, Cumhuriyet döneminde ise Batılılaşma sürecini benimsemiş bir ülke. Ancak özellikle son yıllarda Türkiye, Batı'nın çifte standartlarına ve dayatmacı politikalarına karşı mesafeli bir tutum izliyor. AB üyelik sürecinin tıkanması, Batı'nın PKK/YPG gibi terör örgütlerine verdiği destek ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Batı'nın tutumu, Türkiye'de Batı'ya karşı güvensizliği artırdı. Mishra'nın analizi, Türkiye'nin yaşadığı bu hayal kırıklığının küresel bir olgu olduğunu gösteriyor. Türkiye, Batı'nın özgürlük vaadinin samimiyetsizliğine dair somut deneyimlere sahip; bu bağlamda, dış politikada çok kutupluluğa yönelmesi ve alternatif ittifaklar araması, Batı'nın meşruiyet krizinin bir yansıması olarak okunabilir.