İsrailli yerleşimciler, yirmi yıl önce boşaltılan Batı Şeria'daki Kadim yerleşimine geri döndü. İsrail hükümetinin teşvik ettiği milliyetçi dalga, "öncü aileler" olarak adlandırılan 30 ailenin bölgeye yerleşmesiyle sonuçlandı. Ancak bu hızlı değişim, çevredeki Filistinli topluluklarda korku ve belirsizlik yarattı. Kadim, 2005 yılında Gazze'deki yerleşimlerle birlikte boşaltılmıştı; şimdi İsrail'in yeni hükümeti, bu bölgelerin yeniden yerleşimini teşvik ediyor.
Kadim'in yeniden yerleşimi ve arka planı
Kadim, Batı Şeria'nın kuzeyinde, Cenin yakınlarında yer alan küçük bir yerleşimdi. 2005 yılında, dönemin Başbakanı Ariel Şaron'un tek taraflı ayrılma planı kapsamında, Gazze'deki 21 yerleşim ve Batı Şeria'daki dört yerleşimle birlikte boşaltıldı. Bu yerleşimlerin boşaltılması, İsrail'de büyük tartışmalara yol açmış ve yerleşimci hareketi tarafından şiddetle protesto edilmişti.
İsrail'in yeni hükümeti, sağcı ve dini partilerden oluşan koalisyonuyla birlikte, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini artırma politikası izliyor. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümet, 2023'te göreve başladıktan kısa süre sonra yerleşim birimlerinin inşası için onaylar verdi ve yasadışı yerleşim karakollarının yasallaştırılmasını gündeme getirdi. Kadim'in yeniden yerleşimi de bu politikanın bir parçası olarak görülüyor.
Yerleşimci hareketin liderlerinden biri olan Daniella Weiss, Kadim'e dönen ailelerin bölgeye "umut ve canlılık" getireceğini söyledi. Weiss, İsrail radyosuna yaptığı açıklamada, "Bu, topraklarımıza geri dönüyoruz mesajıdır. Kadim, Yahudi halkının tarihi mirasının bir parçasıdır ve orada kalıcı olarak yaşayacağız" dedi. Ancak bu açıklamalar, bölgedeki Filistinli sivilleri tedirgin ediyor.
Filistinli yetkililer, İsrail'in bu adımını uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor. Filistin Ulusal Yönetimi Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, "Bu yerleşimler, iki devletli çözümü imkansız hale getiriyor ve barış sürecini baltalıyor" dedi. Birleşmiş Milletler de yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bölgedeki gerilimi artırdığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Kadim'deki bu gelişme, sadece yerel bir olay değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki dengeleri etkileyebilecek bir adım. İsrail'in yerleşim politikası, Filistinlilerle barış görüşmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşimleri genişletmesini defalarca kınadı; ancak ABD yönetimi, özellikle Donald Trump döneminde bu politikaları destekleyici bir tutum sergiledi. Biden yönetimi ise yerleşimlere karşı daha eleştirel olmakla birlikte, somut yaptırımlardan kaçınıyor.
Avrupa Birliği, yerleşim faaliyetlerini "uluslararası hukukun açık ihlali" olarak nitelendiriyor ve bazı Avrupa ülkeleri, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesini zorunlu kılıyor. Ancak bu adımlar, İsrail'in yerleşim politikasını durdurmada yetersiz kalıyor. Kadim'in yeniden yerleşimi, İsrail'deki aşırı sağcı partilerin koalisyondaki etkisini de gözler önüne seriyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler, Batı Şeria'nın ilhak edilmesi gerektiğini savunuyor.
Bölgedeki Filistinli topluluklar, yerleşimcilerin geri dönüşünün ardından topraklarına el konulması ve hareket kısıtlamaları yaşanmasından endişeli. Cenin bölgesi, son yıllarda İsrail ordusu ile Filistinli silahlı gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Kadim'in yeniden yerleşimi, bu gerilimi daha da artırabilir. Filistinli çiftçiler, yerleşimcilerin tarım arazilerine erişimini engellediğini ve zeytin hasadını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek bağlamında önem taşıyor. Türkiye, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunuyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor. Kadim'in yeniden yerleşimi, iki devletli çözümü daha da zora sokarken, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkileri son yıllarda normalleşme eğiliminde olmasına rağmen, bu tür adımlar ilişkileri zora sokabilecek potansiyele sahip. Türkiye'nin, Filistinli gruplarla dayanışma içinde hareket ederek ve uluslararası platformlarda yerleşimlere karşı sert duruşunu sürdürmesi beklenir.