Batı Şeria'nın Kusra köyünde yaşayan Filistinli Amerikalı Muhammed, binlerce kilometre uzakta, güvenlik kamerası görüntülerinden evinin etrafını saran radikal İsrailli yerleşimcileri izlerken evini bir daha görememe korkusu yaşadı. İsrail'in işgal altındaki topraklarda Filistinlilere ait mülklere el koymasının giderek arttığı bir dönemde yaşanan bu olay, Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin korkunç boyutlarını bir kez daha ortaya koydu. Muhammed, ABD vatandaşı olmasına rağmen, yerleşimcilerin evini ele geçirmeye çalıştığı anları uzaktan izlemek zorunda kaldı. Saldırıyı uzaktan izlemenin çaresizliğini anlatan Muhammed, ailesinin ve atalarının topraklarından sürülme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu olay, sadece Muhammed'in kişisel trajedisi değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ihlal edildiği ve Filistinlilerin temel haklarından mahrum bırakıldığı bir sistemin parçası.
Olayın Arka Planı: Yerleşimci Şiddeti ve Mülk Gaspı
Kusra köyü, Batı Şeria'nın kuzeyinde, İsrail'in yasa dışı yerleşimleriyle çevrili bir bölgede yer alıyor. İsrail'in 1967'deki işgalinden bu yana, Batı Şeria'da yüzlerce yasa dışı yerleşim inşa edildi ve bu yerleşimler, Filistinlilere ait tarım arazilerini ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, son yıllarda özellikle aşırı sağcı İsrail hükümetinin teşvikiyle yerleşimci şiddeti ve mülk gaspı olaylarında ciddi bir artış yaşanıyor. Muhammed'in evi de bu saldırılardan nasibini alan yapılardan biri. Yerleşimciler, gece saatlerinde evin etrafını sararak taş yağdırdı, duvarlara İbranice yazılar yazdı ve aileye gözdağı verdi. Muhammed, güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğinde, yerleşimcilerin ellerinde silahlarla evine yaklaştığını ve ailesini tehdit ettiğini gördü. Bu anların, ailesinin yaşadığı dehşeti gözler önüne serdiğini ifade etti.
Muhammed, ABD'de yaşadığını ve İsrail'in uyguladığı seyahat kısıtlamaları nedeniyle yıllarca Batı Şeria'ya dönemediğini anlatıyor. Ancak sonunda vizesini yenileyip memleketine dönebildiğinde, evinin hâlâ ayakta olduğunu gördü. Ancak yerleşimcilerin tehdidi sürüyor. Muhammed, evini korumak için yerel halkla birlikte nöbet tutmak zorunda kaldı. Bu durum, Batı Şeria'daki Filistinlilerin günlük yaşamının ne kadar zor olduğunu ve her an evlerinden edilme korkusuyla yaşadıklarını gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail'in yerleşimci şiddetine göz yumduğunu ve Filistinlileri korumak için etkili önlemler almadığını raporlarında defalarca belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Hukuk ve İki Devletli Çözüm
Bu olay, sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güvenliği tehdit eden bir krize işaret ediyor. İsrail'in yerleşim politikaları, uluslararası hukukun açık ihlali olarak kabul ediliyor. 1949 Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi, işgalci güçlerin kendi sivil halkını işgal altındaki topraklara yerleştirmesini yasaklıyor. Buna rağmen İsrail, Batı Şeria'daki yerleşimleri genişletmeye devam ediyor ve bu durum, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD dahil birçok ülke, yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu defalarca dile getirdi, ancak somut adımlar atılmadı. Bu durum, Filistinliler arasında artan umutsuzluğa ve radikalleşmeye yol açıyor. Ayrıca, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Orta Doğu'da barışın sağlanması için İsrail-Filistin çatışmasının adil bir şekilde çözülmesi gerektiği açık. Ancak mevcut koşullarda bu çözümün ne kadar uzağında olduğumuz, Muhammed'in yaşadığı gibi olaylarla bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Muhammed'in hikayesi, Batı Şeria'daki mülk gaspına karşı uluslararası toplumun sessizliğine dikkat çeken bir örnek. Filistinli toplumlar, bu tür saldırılar karşısında uluslararası korumaya acil ihtiyaç duyuyor. İsrail'in bu politikalarının, bölgede sürdürülebilir bir barışın önünü tıkadığı ve insani krizleri derinleştirdiği görülüyor. Bu nedenle, uluslararası toplumun İsrail hükümeti üzerindeki baskıyı artırması ve Filistinlilere etkili koruma sağlaması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin artması ve Filistinlilerin mülklerinin gasp edilmesi, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği güçlendirecek bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Filistin halkının yanında yer alarak, İsrail'in bu politikalarını uluslararası platformlarda kınamakta ve iki devletli çözümü savunmaktadır. Bu tür olaylar, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler'de Filistin lehine yürüttüğü diplomasiye yeni bir ivme kazandırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin insani yardım kuruluşları aracılığıyla Batı Şeria'daki Filistinlilere destek olma çabaları, bu tür olayların etkilerini hafifletmeye yönelik somut adımlar olarak öne çıkmaktadır. Bölgesel istikrar açısından, Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecine katkı sağlama potansiyeli, bu tür gelişmelerin doğru analiz edilmesi ve uluslararası toplumu harekete geçirme yönündeki çabalarıyla artabilir.