ABD’nin önde gelen haber programlarından CBS’in ’60 Minutes’ı, geçtiğimiz günlerde Gazze’deki açlık krizini küçümseyen ve İsrail güçlerinin gazeteci ölümlerini meşrulaştıran bir prodüktörü kadrosuna kattı. Eleştirmenler, bu hamlenin medya kuruluşlarının güç sahiplerine yakın duran isimleri ödüllendirdiği yönündeki endişeleri artırdığını belirtiyor. Söz konusu isim, daha önce The Free Press’te Bari Weiss ile çalışmış ve sosyal medya paylaşımlarıyla tepki çekmişti. İşte ayrıntılar…
Yeni Prodüktör Kim ve Neden Tepki Çekiyor?
’60 Minutes’ programının ekibine katılan prodüktörün kimliği henüz resmi olarak doğrulanmış değil; ancak The Intercept’in haberine göre bu kişi, daha önce Bari Weiss’in kurduğu The Free Press’te editörlük yapmış bir isim. Sosyal medya geçmişinde, Gazze’deki açlık krizinin boyutlarını küçümseyen ve İsrail ordusunun gazeteci ölümlerini ‘savaşın kaçınılmaz sonu’ olarak değerlendiren paylaşımlar yer aldığı iddia ediliyor. Bu paylaşımlar, özellikle Filistinli gazetecilerin ölümlerine yönelik uluslararası tepkilerin yoğunlaştığı bir dönemde kamuoyunun dikkatini çekti.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında 100’den fazla gazeteci hayatını kaybetti. Bu sayı, Birleşmiş Milletler ve basın özgürlüğü örgütleri tarafından ‘tarihteki en kanlı gazeteci katliamlarından biri’ olarak nitelendiriliyor. Ayrıca, BM’nin haziranda yayımladığı rapor, Gazze’nin kuzeyinde 1 milyondan fazla insanın ‘felaket düzeyinde açlık’ ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Bu koşullar altında, ’60 Minutes’ gibi prestijli bir programın bu tür görüşlere sahip birini işe alması, medya etiği açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Medya Dünyasında Güç ve Ödül İlişkisi
The Intercept’in haberi, bu işe alımı ‘gazetecilikte ilerlemenin yolunun güçlü odaklara hizmet etmekten geçtiğini’ gösteren bir örnek olarak yorumluyor. Bari Weiss, daha önce The New York Times’ta editörlük yapmış, liberal kesimden gelen eleştirilere rağmen muhafazakar görüşlere yakın duruşuyla bilinen bir isim. Weiss’in 2020’de istifa etmesinin ardından kurduğu The Free Press, kısa sürede sağcı ve merkez sağ okur kitlesi arasında popülerlik kazandı. Şimdi ise bu ekibin bir üyesinin ana akım medyaya geçişi, medya kuruluşlarının ideolojik çeşitlilik adı altında yaptığı işe alımların aslında hangi çıkarlara hizmet ettiği sorusunu gündeme getiriyor.
Bu durum, özellikle ABD’de medya kuruluşlarının İsrail-Filistin çatışmasına yaklaşımıyla ilgili tartışmaları da alevlendirmiş durumda. Birçok gazeteci ve akademisyen, ana akım medyanın Filistin’e yönelik haberlerde İsrail’in resmi söylemini tekrarlayan isimlere daha fazla yer verdiğini, bunun da haberlerin objektifliğini zedelediğini savunuyor. ’60 Minutes’ın bu hamlesi, eleştirmenler tarafından bu eğilimin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası Basın Özgürlüğü ve Etik Tartışmalar
Basın özgürlüğü örgütleri, Gazze’deki gazeteci ölümlerinin bağımsız bir şekilde soruşturulması çağrısında bulunuyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, İsrail’in gazetecilere yönelik saldırılarını ‘savaş suçu’ olarak nitelendirirken, Uluslararası Af Örgütü de benzer açıklamalar yapmıştı. Bu bağlamda, medya kuruluşlarının Gazze’deki insani krizi ve basın mensuplarının yaşadığı zorlukları doğru ve tarafsız bir şekilde aktarmaları büyük önem taşıyor.
’60 Minutes’ın bu işe alımı, medya etiği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bir haber programının, tarafsızlık ve doğruluk ilkelerini ihlal eden geçmişe sahip bir kişiyi istihdam etmesi, izleyicilerin programa olan güvenini sarsabilir. Ancak CBS yetkilileri henüz konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmadı. Bu gelişme, önümüzdeki günlerde medya dünyasında daha geniş bir tartışmanın fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir olay olmamakla birlikte, küresel medyanın İsrail-Filistin çatışmasına yaklaşımı konusunda önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Türkiye, Filistin davasını uluslararası platformlarda savunan ülkelerin başında geliyor. Bu nedenle, ABD medyasında Filistin yanlısı seslerin susturulması ya da İsrail lehine haberlerin teşvik edilmesi, Türk kamuoyunda ve diplomatik çevrelerde yakından takip ediliyor. Ankara, uluslararası basında Gazze’deki insani krizin doğru yansıtılması için çağrılarını sürdürürken, bu tür işe alımların, Batı medyasının çatışmaya bakışındaki taraflılığı derinleştirdiği yorumlarına yol açıyor.