Londra Temyiz Mahkemesi, faiz oranlarını manipüle ettikleri suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılan beş eski Barclays bankacısının mahkumiyetini bozdu. Karar, bir yıl önce Yüksek Mahkeme'nin eski City trader'ı Tom Hayes hakkındaki mahkumiyet kararını bozmasının ardından geldi. Böylece, 2008 küresel finans krizi sonrası LIBOR skandalı kapsamında yürütülen yargı sürecinde önemli bir dönüm noktası daha aşıldı.
Skandalın Arka Planı ve Hukuki Mücadele
LIBOR (London Interbank Offered Rate), dünyanın önde gelen bankalarının birbirlerine borç verme faiz oranlarını belirlemek için kullandıkları günlük bir referans oranıydı. 2012 yılında ortaya çıkan skandalda, birçok bankanın trader'ları, kârlarını artırmak veya zararlarını gizlemek amacıyla bu oranları manipüle etmekle suçlandı. Barclays, skandalın patlak vermesinin ardından 2012'de 290 milyon sterlin para cezası ödemeyi kabul etmişti. Ardından birçok bankacı ve trader yargı önüne çıkarıldı.
Beş eski Barclays çalışanı – Jay Merchant, Jonathan Mathew, Alex Pabon, Stylianos Contogoulas ve Peter Johnson – 2016 yılında sahtecilik ve faiz oranı manipülasyonu suçlamalarıyla mahkum edilmiş ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Ancak savunma avukatları, müvekkillerinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ve delillerin yetersiz olduğunu öne sürerek temyiz başvurusunda bulundu. Uzun süren hukuki mücadele sonucunda Temyiz Mahkemesi, 2025 yılında (haber tarihine göre) bu beş kişinin mahkumiyetini bozdu.
Kararın gerekçesinde, alt mahkemenin jüriye sunulan delilleri yanlış yönlendirdiği ve sanıkların manipülasyon yapma niyetinin yeterince kanıtlanamadığı belirtildi. Ayrıca, Yüksek Mahkeme'nin 2024'te Tom Hayes hakkındaki beraat kararının emsal teşkil ettiği vurgulandı. Hayes, LIBOR manipülasyonu nedeniyle 14 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak cezası daha sonra 11 yıla indirilmişti. Hayes'in avukatları, müvekkilinin "günah keçisi" ilan edildiğini savunmuştu.
Küresel Yansımalar ve Bankacılık Sektörü
Bu karar, finans dünyasında etik ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. LIBOR skandalı, bankacılık sektörüne olan güveni sarsmış ve düzenleyici otoritelerin daha sıkı denetim yapmasına yol açmıştı. Skandalın ardından LIBOR kademeli olarak kaldırıldı ve yerine piyasa temelli alternatif referans oranları getirildi. Ancak son beraat kararları, düzenleyicilerin bu tür davalarda aşırıya kaçtığı ve bireysel suçlamaların arkasında yeterli delil olmadan hareket ettiği eleştirilerini beraberinde getirdi.
Uzmanlar, kararın finansal suçlarla mücadelede caydırıcılığı azaltabileceğini, ancak adil yargılanma ilkesinin her şeyin üstünde olduğunu belirtiyor. Öte yandan, bazı kesimler bu beraatların "bankacıları koruma" amacı taşıdığını öne sürüyor. İngiltere'de Mali Davranış Otoritesi (FCA) ve Dolandırıcılık Bürosu (SFO), kararı saygıyla karşıladıklarını ancak gelecekteki soruşturmalarda daha titiz olacaklarını açıkladı.
Barclays Bankası ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Mahkeme kararına saygı duyuyoruz. Banka olarak geçmişte yaşananlardan ders çıkardık ve kültürümüzü iyileştirmek için önemli adımlar attık" dedi. Karar, diğer ülkelerdeki benzer davaları da etkileyebilir. Örneğin, ABD'de LIBOR manipülasyonu nedeniyle ceza alan bazı bankacıların avukatları, İngiltere'deki bu gelişmeyi emsal göstererek temyiz başvurusu yapmayı planlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel finans sistemine entegre bir ekonomi olarak LIBOR benzeri referans oranları kullanıyor. İstanbul'da faaliyet gösteren uluslararası bankalar ve Türk bankaları, bu tür manipülasyonların yarattığı güven kaybından doğrudan etkilenebilir. Karar, Türkiye'deki düzenleyici kurumlar için de bir ders niteliğinde: Finansal suçlamalarda delil yeterliliği ve adil yargılanma ilkesi gözetilmeli. Ayrıca, Türkiye'nin finans merkezi olma hedefi doğrultusunda, şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarının güçlendirilmesi gerekiyor. Küresel bankacılık reformları, Türkiye'nin finansal istikrarını dolaylı yoldan etkileyebilir.