Bangladeş, Myanmar'ın Arakan eyaletindeki Rohingya Müslümanlarını 'Bengalili' olarak tanımlamasına ve geri dönüş için yalnızca yaklaşık 309 bin kişiyi uygun görmesine sert tepki gösterdi. Dakka yönetimi, milyonlarca mültecinin evlerine onurlu ve güvenli bir şekilde dönmesi gerektiğini vurgulayarak, Myanmar'ın tek taraflı kararını kabul etmediklerini bildirdi. Bangladeş Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Rohingyaların vatandaşlık haklarının tanınması ve güvenli geri dönüş koşullarının sağlanması gerektiği belirtildi.
Krizin Arka Planı
Myanmar ordusunun 2017'de başlattığı 'temizlik operasyonları' nedeniyle 700 binden fazla Rohingya, Bangladeş'in Cox's Bazar bölgesindeki kamplara sığınmak zorunda kalmıştı. Birleşmiş Milletler bu operasyonları 'etnik temizlik' olarak nitelendirmişti. Şu anda Bangladeş'te yaklaşık 1,2 milyon Rohingya mülteci bulunuyor. Myanmar'ın geri kabul listesinde yalnızca 2017 öncesi kayıtlı olanları kabul etmesi, geri dönüş sürecini büyük ölçüde yavaşlatıyor. Bangladeşli yetkililer, Myanmar'ın bu tutumunun uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu ve sorunun çözümüne katkı sağlamadığını ifade ediyor.
Rohingyalar, Myanmar'da uzun süredir vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmış durumdalar. 1982 Vatandaşlık Yasası'na göre devlet tarafından tanınmayan 135 resmi etnik gruptan biri olarak kabul edilmiyorlar. Myanmar hükümeti onları 'Bengalili göçmenler' olarak tanımlıyor. Bu durum, geri dönmek isteyen Rohingyalar için ciddi bir güvenlik ve kimlik sorunu oluşturuyor. Bangladeş, Myanmar'ın bu yaklaşımını kabul edilemez buluyor ve mültecilerin onurlu bir şekilde geri dönmesi için uluslararası toplumun baskı yapmasını talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, Güney Asya ve Güneydoğu Asya arasındaki hassas dengeleri etkiliyor. Bangladeş, Çin'in de dahil olduğu bazı bölgesel aktörlerin Myanmar üzerindeki nüfuzunu kullanarak müzakerelerde ilerleme kaydedilmesini bekliyor. Ancak Çin'in Rohingya sorununa yaklaşımı, daha çok ekonomik çıkarları ön planda tutuyor. Bölgedeki diğer Müslüman çoğunluklu ülkeler, özellikle Malezya ve Endonezya, Rohingyaların maruz kaldığı insan hakları ihlallerine karşı güçlü tepkiler veriyor. ASEAN ülkeleri ise Myanmar'ın iç işlerine karışmama politikası gerekçesiyle somut adımlar atmaktan kaçınıyor. Uluslararası Adalet Divanı'nda Gambiya öncülüğünde açılan soykırım davası ise süreci hukuki zemine taşımış durumda.
Rohingya krizi, insan kaçakçılığı ağlarını canlandırıyor ve bölgesel güvenlik risklerini artırıyor. Deniz yoluyla Malezya ve Endonezya'ya ulaşmaya çalışan mülteciler sık sık trajediler yaşıyor. Bangladeş, mülteci kamplarında güvenlik ve kaynak yönetimi konusunda zorlanırken, uluslararası yardımların yetersiz kalması durumu daha da zorlaştırıyor. Bu kriz, sadece insani bir sorun olmaktan çıkıp siyasi ve güvenlik boyutları olan bölgesel bir mesele haline gelmiş durumda. Uzmanlar, Myanmar'daki askeri yönetimin tutumunu değiştirmediği sürece mültecilerin güvenli geri dönüşünün mümkün olmadığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rohingya krizine en güçlü tepki veren ülkeler arasında yer almış, cumhurbaşkanı düzeyinde inisiyatifler geliştirilmişti. Türkiye'nin Cox's Bazar'da kurduğu sahra hastanesi ve gönderdiği insani yardımlar, Bangladeş'teki mültecilere önemli destek sağladı. Bu yeni gelişme, Türkiye'nin insani diplomasi alanındaki etkinliğini artırabilecek bir fırsat sunuyor. Türkiye, hem Bangladeş hem Myanmar ile olan ilişkilerini kullanarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Müslüman coğrafyadaki liderlik rolü, Rohingyaların haklarının korunması için uluslararası kamuoyunu bilinçlendirmede belirleyici olabilir. Bu bağlamda, Türkiye'nin BM nezdinde yapıcı girişimlerde bulunması ve insani yardım operasyonlarını sürdürmesi beklenebilir.