Başkan Donald Trump'ın 31 Mayıs'ta Tom Barrack'ı eşzamanlı olarak ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Başkanlık Temsilcisi ve şimdi de Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak atadığını duyurması, Bağdat'taki diplomatik çevrelerde rutin bir atamanın ötesinde, İran'ın Irak'taki milis ağını hedef alan kapsamlı bir stratejinin ilk adımı olarak yorumlandı. Barrack, Lübnan asıllı Amerikalı bir iş insanı olarak bilinse de, asıl uzmanlık alanı finansal savaş ve yaptırım mekanizmalarıdır. Atamanın hemen ardından, ABD Hazine Bakanlığı'nın Irak merkezli bankalar ve döviz büroları üzerinde yoğunlaştırdığı incelemeler, planın "Bağdat Bankacısı" lakabıyla anılmasına yol açtı.
Finansal Ablukanın Hedefi: Haşdi Şabi ve Kudüs Gücü
Barrack'ın üçlü görevinin merkezinde, Irak'ta faaliyet gösteren İran destekli Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) milis gruplarının finansmanını kesmek yer alıyor. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü aracılığıyla düzenli olarak nakit para ve kripto para transferleri alıyor. ABD istihbarat raporlarına göre, bu transferlerin büyük kısmı Irak'ın resmi bankacılık sistemi dışında, gayriresmî döviz büroları ve havale şirketleri üzerinden gerçekleşiyor. Barrack'ın ekibi, bu kanalları tespit edip bloke etmek için Irak Merkez Bankası ile işbirliği yapmayı ve yaptırım listelerini genişletmeyi planlıyor.
Yeni strateji, sadece mevcut yaptırımları sıkılaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda Irak hükümetine, milis grupların resmî maaş bordrolarından çıkarılması yönünde baskı yapılmasını da içeriyor. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, bu konuda ABD ile işbirliğine sıcak bakarken, iç siyasi dengeler nedeniyle açık bir adım atmaktan kaçınıyor. Barrack'ın buradaki rolü, Türkiye üzerinden yürütülecek diplomatik temaslarla Kazımi'ye siyasi destek sağlamak ve aynı anda Suriye'deki İran varlığını hedef alacak bir ekonomik baskı ağı oluşturmak.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Türkiye’nin Kilit Rolü
Barrack'ın Ankara Büyükelçisi sıfatı, bu planın uygulanmasında Türkiye'nin kritik bir konumda olduğunu gösteriyor. Türkiye, Irak ve Suriye'ye açılan kara sınırları ve lojistik koridorlarıyla, İran'ın finansal ve ticari akışını denetleyebilecek en önemli ülkelerden biri. Eğer Ankara, Washington'un talepleri doğrultusunda sınır geçişlerinde daha sıkı denetim uygular ve İran bağlantılı şirketlerin Türk bankaları üzerinden yaptığı işlemleri kısıtlarsa, İran milis ağı ciddi bir darbe alabilir.
Ancak bu planın başarısı, sadece teknik önlemlere değil, aynı zamanda Türkiye-İran arasındaki hassas ilişkiye de bağlı. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 10 milyar doları buluyor. Barrack'ın görevi, bu ekonomik bağımlılığı da hesaba katarak, Ankara'yı İran'a karşı daha sert bir tutuma ikna etmek. Ayrıca, Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve İran'la işbirliği, planın ikinci bir cephesini oluşturuyor. Barrack'ın Suriye Özel Temsilcisi sıfatı, bu üçgen dengede ABD'nin elini güçlendirmeyi hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu doğrudan etkileyecek bir nitelik taşıyor. Ankara'nın, ABD'nin İran'a yönelik finansal ablukasına katılması, İran'la ticari ve enerji ilişkilerini riske atabilir. Öte yandan, Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerin zayıflaması, Türkiye'nin PKK'ya karşı yürüttüğü mücadelede dolaylı bir avantaj sağlayabilir. Barrack'ın üçlü görevi, aslında Türkiye'yi tercih yapmaya zorlayan bir diplomatik satranç hamlesidir: Washington'la derinleşen işbirliği mi, yoksa Tahran'la pragmatik ticaret ilişkilerini korumak mı? Önümüzdeki aylarda Türkiye'nin bu denklemde nasıl bir yol izleyeceği, hem bölgesel güvenlik hem de Türk ekonomisi açısından belirleyici olacak.