ABD'nin İran'a yönelik 'azami baskı' politikası, beş yılın ardından Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmanın ne denli isabetli olduğunu ortaya koydu. Donald Trump'ın 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) tek taraflı çekilmesi ve ardından uyguladığı ekonomik yaptırımlar, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmak bir yana, daha da hızlandırdı. Bugün İran, yüzde 60'a varan uranyum zenginleştirme seviyesi ve gelişmiş santrifüjleriyle nükleer eşiğe her zamankinden daha yakın.
Obama Dönemi ve JCPOA'nın Mantığı
Obama yönetimi, 2015'te imzalanan anlaşmayla İran'ın nükleer programını sınırlamayı ve uluslararası denetime tabi tutmayı hedefliyordu. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme düzeyini yüzde 3,67 ile sınırlıyor, stoklarını azaltıyor ve IAEA denetimlerine izin veriyordu. Karşılığında ise yaptırımlar kaldırılıyordu. Trump'ın anlaşmayı 'felaket' olarak nitelendirip çekilmesi, İran'ı anlaşmanın getirdiği kısıtlamalardan kurtardı. Tahran yönetimi, önce anlaşma yükümlülüklerini kademeli olarak askıya aldı, ardından da nükleer faaliyetlerini hızlandırdı.
Trump'ın 'azami baskı' stratejisi, İran'ı müzakere masasına oturtmak yerine daha da radikalleştirdi. Ekonomik yaptırımlar İran'da enflasyonu ve işsizliği artırsa da, rejimi çökertmeye yetmedi. Bunun yerine İran, Rusya ve Çin'le ilişkilerini derinleştirerek yaptırımların etkisini hafifletmeye çalıştı. Ayrıca bölgesel vekil güçler aracılığıyla Suudi Arabistan ve İsrail'e karşı baskıyı artırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın nükleer programının denetimsiz kalması, Ortadoğu'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Türkiye gibi ülkeler, İran'ın nükleer eşiğe yaklaşmasına kayıtsız kalmayabilir. ABD'nin bölgede artan çatışma riskini yönetmek için diplomatik çözümlere yeniden yönelmesi gerektiği savunuluyor. Biden yönetimi, anlaşmaya dönüş için müzakereleri sürdürse de, İran'ın talepleri ve bölgesel dinamikler müzakereleri karmaşık hale getiriyor.
Öte yandan, İsrail İran'ın askeri nükleer tesislerine karşı operasyon düzenleme tehdidini sıkça dile getiriyor. Böyle bir çatışma tüm bölgeyi kaosa sürükleyebilir. Bu nedenle Avrupa Birliği ve diğer aktörler, diplomasiye öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın nükleer programına karşı dengeli bir pozisyon izliyor. Ankara, bölgede nükleer silahlanmanın yayılmasını istemezken, İran'a yönelik yaptırımlara da katılmıyor. Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran, aynı zamanda komşusu. İran'daki istikrarsızlık, doğrudan Türkiye'nin güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca İran'ın nükleer programı nedeniyle olası bir askeri çatışma, Türkiye'yi bölgesel bir krizin ortasında bırakabilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik çözümleri desteklemekte ve tüm tarafları itidale çağırmaktadır.