Avustralya, İşçi Partisi hükümetinin göçü azaltma planları doğrultusunda insani yardım amaçlı mülteci kabul kotasını üçte bir oranında düşürerek Koalisyon dönemindeki seviyelere çekeceğini açıkladı. Sığınma politikalarındaki bu sert daralma, aşırı sağcı One Nation partisinin artan baskısı altında gerçekleşirken, Yeşiller partisi bu hamlenin ülkeyi 'daha zalim ve daha zayıf' hale getireceğini savunuyor. Yeni kota, 2025-26 mali yılı için 13.750 kişi olarak belirlenirken, hükümet yetkilileri bu kararın konut krizi ve altyapı üzerindeki baskıyı hafifletmeyi amaçladığını belirtiyor.
Göç politikasında sert dönüş
İşçi Partisi lideri ve Başbakan Anthony Albanese, son dönemde göçmen karşıtı söylemlerin yükselişe geçtiği ülkede, seçim stratejisi olarak da görülen bu adımı savunarak, 'Önceliğimiz Avustralyalıların ihtiyaçlarına cevap vermek; konut, sağlık ve eğitim hizmetlerindeki yükü azaltmak zorundayız' dedi. Albanese'in açıklaması, One Nation lideri Pauline Hanson'un 'Mülteci akını ülkemizin kaynaklarını tüketiyor' şeklindeki popülist çıkışlarının ardından geldi.
Yeni kota, önceki yıl belirlenen 20.000 kişilik hedefin önemli ölçüde altında. Bu sayı, 2013-2019 yılları arasında Koalisyon hükümetinin uyguladığı 13.750 kişilik kotala aynı seviyede. Göç Bakanı Andrew Giles, 'Bu karar, sürdürülebilir bir göç sistemi kurma ve toplumsal uyumu güçlendirme hedefimizin bir parçası' ifadelerini kullandı. Ancak insan hakları örgütleri, bu indirimin Suriye, Afganistan ve Myanmar'daki çatışma bölgelerinden kaçan binlerce kişiyi olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunuyor.
Yeşiller ve muhalefetten tepkiler
Yeşiller Partisi Senatörü Sarah Hanson-Young, kararı 'tarihi bir ihanet' olarak nitelendirerek, 'Uluslararası yükümlülüklerimizi görmezden gelmek, insanlık değerlerimizi ayaklar altına almak demektir. Bu, Avustralya'yı daha zalim ve daha zayıf bir ülke haline getiriyor' dedi. Muhalefetteki Liberal Parti ise hükümeti 'sadece oy uğruna politikalarını değiştirmekle' suçlarken, parti sözcüsü Michael Sukkar, 'İşçi Partisi, mülteci kotalarını düşürerek One Nation'ın oyununu oynuyor; bu, ülkenin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmez' şeklinde konuştu.
Uzmanlar, bu politika değişikliğinin özellikle Pasifik Adaları'ndaki işleme merkezlerinde bekleyen sığınmacıları etkileyeceğini, ayrıca kadın ve çocuklara öncelik veren özel insani programların askıya alınma riski taşıdığını belirtiyor. Sığınmacı Hakları Merkezi Direktörü Aiden O'Leary ise, 'Bu karar, Avustralya'nın küresel mülteci krizinde sorumluluk üstlenme konusundaki itibarını zedeliyor; bölgesel istikrar açısından da olumsuz sonuçlar doğurabilir' dedi.
Bölgesel ve küresel etkiler
Avustralya, yıllardır mülteci kabulünde en katı politikaları uygulayan ülkelerden biri olarak biliniyor. Özellikle deniz yoluyla gelen sığınmacıları geri çevirme ve açık denizde işleme merkezleri kurma uygulaması, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından sık sık eleştirilmişti. Bu yeni indirim kararı, Avustralya'nın uluslararası itibarını daha da zedeleyebilir ve bölgesel iş birliği anlaşmalarını etkileyebilir.
Özellikle Endonezya ve Malezya gibi transit ülkeler, Avustralya'nın bu politikasının ardından kendi topraklarındaki sığınmacı sayısının artacağından endişe ediyor. Bölgesel iş birliği çerçevesinde imzalanan anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelebilir. Öte yandan, bu kararın, Avustralya'nın özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki insani yardım rolünü daraltacağı, Çin ve diğer aktörlerin bölgedeki etkisini artırabileceği yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olarak, Avustralya'nın bu kararını yakından takip ediyor. Ankara, uluslararası toplumun mülteci krizine yönelik sorumluluk paylaşımında daha adil bir yaklaşım benimsemesini savunuyor. Avustralya'nın kotaları azaltması, zaten ciddi yük altındaki Türkiye ve diğer ev sahibi ülkelerin üzerindeki baskıyı artırabilir. Türk diplomatik çevreleri, gelişmiş ülkelerin mülteci politikalarındaki daralmanın, küresel göç yönetişimini zayıflattığına ve insani krizleri derinleştirdiğine işaret ediyor. Bu kararın, Uluslararası Göç Örgütü ve BM Mülteci Ajansı'nın (UNHCR) çabalarını olumsuz etkileme potansiyeli, Türkiye'nin ortak çözüm arayışlarında daha güçlü ittifaklar kurmasını gerektiriyor.