Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi ve artan küresel rekabet karşısında Türkiye ile ilişkilerini stratejik bir zorunluluk olarak yeniden değerlendiriyor. Yıllardır süren gerginlikler ve üyelik müzakerelerindeki tıkanıklığa rağmen, Ankara’nın bölgesel bir güç olarak önemi yeniden fark ediliyor. Bu yeni dönemde AB, Türkiye ile pragmatik bir iş birliği zemini arıyor.
Gerginlikten iş birliğine: Yeni bir sayfa mı?
Salesforce sponsorluğunda yayımlanan bir analize göre, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik “beceriksiz kucaklaması” olarak tanımlanan bu süreç, aslında iki tarafın da birbirine duyduğu karşılıklı bağımlılığı yansıtıyor. AB, Türkiye’yi tam üye olarak görmese de, özellikle göç yönetimi, enerji koridorları ve savunma sanayii gibi alanlarda Ankara’nın desteğine ihtiyaç duyuyor. Türkiye ise AB ile gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda somut adımlar bekliyor.
Son dönemde yaşanan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile normalleşme adımları, AB’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımında da yumuşamaya yol açtı. Brüksel, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve Libya’daki istikrarın sağlanması gibi konularda Türkiye’nin angajmanını kritik görüyor. Ancak, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi değerler temelindeki endişeler devam ediyor.
Stratejik otonomi mi, yoksa transatlantik bağlılık mı?
Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik bu “zorunlu kucaklaması”, AB’nin jeopolitik aktör olma iddiasıyla da yakından ilişkili. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un stratejik otonomi vurgusu ve Almanya’nın Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma çabaları, Ankara’yı daha cazip bir ortak haline getiriyor. Öte yandan, ABD’nin Çin’e odaklanması ve Avrupa’nın güvenliğinde daha fazla sorumluluk alması gerektiği fikri, Türkiye’nin NATO içindeki rolünü de pekiştiriyor.
Ancak bu kucaklama, Avrupa içinde de tartışmalı. Bazı üye devletler, Türkiye’nin otoriterleştiği gerekçesiyle yakınlaşmaya karşı çıkarken, diğerleri ekonomik ve güvenlik çıkarlarının öncelikli olduğunu savunuyor. Bu ikilem, AB’nin Türkiye politikasında bir tutarlılık sağlanmasını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa’nın bu zorunlu kucaklamasını, hem fırsat hem de risk olarak değerlendirebilir. Ekonomik olarak gümrük birliğinin güncellenmesi ve yatırımların artması Ankara için olumlu olabilir. Ancak AB’nin değer temelli yaklaşımı, Türkiye’nin iç siyasi dinamikleriyle çelişebilir. Ankara, bu süreçte kendi stratejik çıkarlarını koruyarak, AB ile pragmatik bir ilişki kurmaya çalışacaktır. Bu kucaklamanın kalıcı olup olmayacağı, iki tarafın da somut adımlar atmasına bağlı.