Avrupa genelinde sosyalist ve işçi partileri, son on yılda önemli bir gerileme yaşıyor. Geleneksel işçi sınıfının desteğini kaybeden bu partiler, özellikle genç seçmenler arasında popülerliklerini yitiriyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde sol partiler, seçimlerde tarihinin en düşük oy oranlarını alırken, aşırı sağ ve merkez sağ partiler yükselişte. Bu durum, Avrupa'nın siyasi haritasını yeniden şekillendiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Sanayi Devrimi'nden bu yana işçi sınıfının temsilcisi olarak ortaya çıkan sosyalist partiler, küreselleşme ve değişen üretim dinamikleri karşısında tabanlarını korumakta zorlanıyor. Otomasyon ve hizmet sektörünün yükselişi, geleneksel işçi sınıfının hacmini daraltırken, bu partilerin politikaları da eski cazibesini yitirdi. Özellikle genç seçmenler, iklim krizi ve dijitalleşme gibi yeni meselelerde daha radikal çözümler arayışına girerken, sosyalist partiler bu taleplere yeterince yanıt veremiyor.
Almanya'da SPD, 2021 seçimlerinde %25,7 oy alarak bir miktar toparlanmış gibi görünse de, tarihsel ortalamasının oldukça altında kaldı. Fransa'da ise Sosyalist Parti, 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayı Anne Hidalgo ile sadece %1,7 oy alarak silinme noktasına geldi. İtalya'da Demokratik Parti, 2022 genel seçimlerinde %19,1 ile ikinci parti olmasına rağmen, sağ koalisyonun gölgesinde kaldı. Bu tablo, Avrupa solunun bir kimlik bunalımı yaşadığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'da sosyalizmin gerilemesi, sadece kıta siyasetini değil, küresel dengeleri de etkiliyor. Klasik sol partilerin zayıflaması, popülist sağın yükselişine zemin hazırlarken, AB'nin sosyal politikalarının da sorgulanmasına yol açıyor. Örneğin, İsveç ve Danimarka gibi geleneksel sosyal demokrasi beşiklerinde bile, sağ partiler göç ve güvenlik politikaları üzerinden oy kazanıyor. Bu durum, Avrupa'da refah devleti modelinin sürdürülebilirliğine dair soru işaretleri yaratıyor.
Öte yandan, Doğu Avrupa'da sosyalist partiler, komünizm mirasının damgası nedeniyle Batı'daki kadar etkili olamıyor. Polonya ve Macaristan'da sağ popülist hükümetler, sol partileri neredeyse tamamen saf dışı bırakmış durumda. Bu tablo, Avrupa'nın doğusu ve batısı arasındaki siyasi ayrışmayı da derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da sosyalizmin gerilemesi, Türkiye'nin dış politikasında AB ile ilişkiler bağlamında önemli bir faktör. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde, sosyal demokrat partiler genellikle daha ılımlı ve diyalog yanlısı bir tutum sergilerken, aşırı sağ partiler Türkiye karşıtlığını körüklüyor. Avrupa'da solun zayıflaması, AB içinde Türkiye'ye yönelik daha sert bir siyasi atmosferin oluşmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, bu trendin küresel ticaret ve kalkınma dinamiklerine etkisi, Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme modelini de dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, bu değişen siyasi dengeleri yakından izlemeli ve dış politikasını buna göre şekillendirmelidir.