Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen G7 zirvesinde, Avrupa'nın yeniden silahlanma çabaları ve Çin'e olan bağımlılığının azaltılması konusu masaya yatırıldı. Analistler, Avrupa savunma sanayisinin Çin'den tamamen kopmak yerine, mevcut tedarik zincirlerini çeşitlendirerek bağımlılığı kademeli olarak azaltacağını belirtiyor. Bu strateji, hem Rusya'dan gelen tehditlere karşı savunmayı güçlendirmeyi hem de Çin ile ticari ilişkilerin tamamen kesilmesinin yaratacağı ekonomik zararları sınırlamayı amaçlıyor.
Gelişmenin arka planı: Avrupa savunma sanayisinin Çin bağımlılığı
Avrupa Birliği ülkeleri, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından savunma harcamalarını önemli ölçüde artırdı. Ancak bu silahlanma atağı, Çin'den temin edilen kritik bileşenlere olan bağımlılığı da gün yüzüne çıkardı. Nadir toprak elementleri, elektronik parçalar, optik sistemler ve bazı kimyasallar savunma sanayisinin temel girdileri arasında yer alıyor ve bu ürünlerde Çin küresel tedarikin önemli bir bölümünü elinde tutuyor.
Avrupa Komisyonu, savunma tedarik zincirlerinde Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için geçtiğimiz yıl bir dizi strateji belgesi yayımladı. Bunlar arasında kritik minerallerin geri dönüşümü, Avrupa içi üretimin artırılması ve ABD, Japonya, Güney Kore gibi müttefiklerle ortak tedarik anlaşmaları yer alıyor. Ancak bu sürecin yıllar alacağı ve yüksek maliyetler gerektireceği belirtiliyor.
G7 zirvesi kapsamında düzenlenen oturumda, Avrupa ülkeleri Çin'den alternatif tedarikçilere geçiş için bir yol haritası oluşturmayı hedefliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, konuşmasında “Stratejik bağımsızlığımızı güçlendirmek zorundayız. Ancak bu, Çin ile ilişkilerimizi tamamen kesmek anlamına gelmemeli” dedi. Benzer şekilde Almanya Başbakanı Olaf Scholz da Çin ile ticari bağların önemine dikkat çekerek, “Rekabet, iş birliği ve risk yönetimi dengeli bir şekilde ele alınmalı” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya-Pasifik'te denge arayışı
Avrupa'nın Çin'den savunma tedarikini azaltma çabaları, yalnızca kıtanın güvenliği açısından değil, küresel jeopolitik dengeler açısından da kritik önem taşıyor. Özellikle Tayvan üzerindeki gerilimler ve Çin'in artan askeri faaliyetleri, Batı ülkelerinin tedarik zincirlerinde Çin'e olan bağımlılığı bir güvenlik riski olarak görmesine neden oluyor. ABD, Japonya ve Avustralya'nın Asya-Pasifik'te oluşturduğu AUKUS gibi savunma ittifakları, benzer amaçlarla kritik teknolojilerin paylaşımını öngörürken, Avrupa da bu tür yapılara entegre olmaya çalışıyor.
Ancak Çin'in savunma sanayisindeki hakimiyeti o kadar derin ki, tamamen kopuş kısa vadede mümkün görünmüyor. Avrupa savunma şirketleri, özellikle uçak parçaları, füze sistemleri ve elektronik harp ekipmanlarında Çinli tedarikçilere bağımlı durumda. Örneğin, Avrupa'nın en büyük savunma projelerinden biri olan Eurofighter Typhoon savaş uçağının bazı elektronik bileşenleri Çin menşeili. Benzer durum Fransız yapımı Rafale ve İsveç yapımı Gripen savaş uçakları için de geçerli. Savunma uzmanları, bu bağımlılığın tamamen ortadan kalkmasının en az 10 yıl alacağını belirtiyor.
Bununla birlikte, Avrupa'nın Çin'den tedarik zincirlerini ayırma girişimleri, Pekin ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir. Çin, Avrupa'nın bu hamlelerini “güvensizlik” ve “küresel ticaretin parçalanması” olarak yorumlayarak misilleme yapabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle nadir toprak elementleri ihracatına kısıtlama getirilmesi, Avrupa'da endişeyle karşılanıyor. Avrupa Birliği, bu riski azaltmak için önceden stoklama ve alternatif kaynaklar geliştirme planlarını hızlandırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma tedarikinde Çin'den uzaklaşması, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Bir yandan, Avrupa savunma sanayisinin alternatif tedarikçi arayışı, Türkiye'nin savunma sanayisi ürünlerine olan talebi artırabilir. Özellikle SİHA'lar, kara araçları ve elektronik harp sistemlerinde Türkiye'nin ihracat potansiyeli değerlendirilebilir. Diğer yandan, Türkiye ile Çin arasında savunma alanındaki iş birliği (örneğin entegrasyon projeleri), Avrupa ile ilişkilerde yeni bir hassasiyet alanı yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO üyesi olması ve Avrupa güvenlik mimarisindeki önemli konumu, Ankara'nın bu süreçte bir köprü veya alternatif merkez rolü üstlenmesine olanak tanıyabilir. Ancak Türkiye'nin de Çin'e olan bağımlılığını (özellikle nadir toprak elementleri ve bazı elektronik parçalar) gözden geçirmesi gerekebilir.