Avrupa Birliği ülkeleri, artan jeopolitik gerilimler ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı karşısında savunma kabiliyetlerini güçlendirme sözü verirken, birçok üye devlet bu taahhütleri finanse etmekte zorlanıyor. Avrupa genelinde yapılan kamuoyu yoklamaları, vatandaşların büyük çoğunluğunun daha güçlü silahlı kuvvetler istediğini ancak bunun için daha fazla vergi ödemeye veya sosyal harcamalardan kesinti yapmaya yanaşmadığını gösteriyor. Bu durum, Brüksel'in savunma bütçesini artırma hedefleri ile üye ülkelerin mali realiteleri arasında derin bir uçurum yaratıyor. Ekonomik durgunluk ve yükselen enflasyon, hükümetlerin hem savunma hem de sosyal refah programlarını finanse etme kabiliyetini sınırlıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Taahhüt ve Gerçeklik
2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Avrupalı liderler, savunma harcamalarını GSYİH'nın yüzde 2'sine çıkarma sözü vermişti. Ancak Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre, 2023 itibarıyla yalnızca Polonya, Yunanistan ve Baltık ülkeleri bu hedefe ulaşabildi. Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomiler hâlâ yüzde 1,5 civarında seyrediyor. Berlin, 100 milyar euroluk özel bir fon oluşturdu ancak bu fonun kullanımı bürokratik engeller ve tedarik zinciri sorunları nedeniyle yavaş ilerliyor. Fransa ise savunma harcamalarını artırmak için emeklilik yaşını yükseltmek gibi tartışmalı reformlara imza attı. Bu durum, kamuoyunda tepkiye yol açıyor ve hükümetleri daha fazla kemer sıkmaktan alıkoyuyor.
Avrupa Komisyonu, ortak savunma projeleri için yeni bir fon oluşturmayı önerdi ancak üye ülkeler bu fona katkı payı konusunda anlaşamıyor. Güney Avrupa ülkeleri, savunma harcamalarının bütçe açığını artırmaması için daha esnek mali kurallar talep ederken, Kuzey Avrupa ülkeleri sıkı mali disiplinde ısrar ediyor. Bu görüş ayrılıkları, ortak savunma finansmanının önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın savunma bütçesi açmazı, yalnızca kıta güvenliğini değil, küresel dengeleri de etkiliyor. ABD, NATO müttefiklerinden savunma harcamalarını artırmalarını uzun süredir talep ediyor. Washington yönetimi, Avrupa'nın kendi güvenliğine yeterince yatırım yapmadığını savunarak, Amerikan askeri varlığını azaltma tehdidinde bulunuyor. Bu durum, Avrupa'nın stratejik özerklik hedefiyle çelişiyor. Öte yandan, Çin ve Rusya, Avrupa'nın iç bölünmüşlüğünü fırsat olarak görüyor. Pekin, Avrupa savunma bütçesindeki zaafları, ticaret ve teknoloji rekabetinde koz olarak kullanmaya çalışıyor. Moskova ise Avrupa'da savaş yorgunluğunu körükleyerek Ukrayna'ya desteği azaltmayı hedefliyor.
Avrupa'nın savunma sanayii de finansman belirsizliğinden etkileniyor. Büyük silah şirketleri, uzun vadeli sözleşmeler olmadan üretim kapasitelerini artırmaya isteksiz. Almanya merkezli Rheinmetall, fabrika genişletme planlarını ertelerken, Fransız Dassault Aviation, yeni savaş uçağı projeleri için ortak finansman arıyor. Bu durum, Avrupa'nın askeri teknolojide ABD ve Çin'in gerisinde kalma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma harcamalarındaki bu istikrarsızlık, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve savunma sanayiinde giderek artan bir kapasiteye ulaşıyor. Avrupalı müttefiklerin bütçe sıkıntıları, Türkiye'yi savunma işbirliğinde daha kritik bir ortak haline getirebilir. Ancak aynı nedenle, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik savunma teknolojisi ihracatı kısıtlamalarını sıkılaştırma riski de bulunuyor. Ayrıca, Avrupa'nın kendi güvenliğine yatırım yapmaması, Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki güç boşluklarını derinleştirerek Türkiye'nin güvenlik yükünü artırabilir. Türkiye'nin kendi savunma kabiliyetlerini yerli imkânlarla geliştirme stratejisi, bu belirsizlik ortamında stratejik önemini koruyor.