Dört buçuk yıllık savaşın ardından Ukrayna’nın fiziksel yıkımı gözle görülür hale geldi; yıkılan binalar, parçalanmış yollar ve harabeye dönen şehirler savaşın somut izlerini taşıyor. Ancak işgal, yerinden edilme ve kayıpların neden olduğu psikolojik hasarın ölçülmesi çok daha zor — oysa onarılması en az fiziksel yeniden inşa kadar acil. Uluslararası Kurtarma Komitesi (IRC) Başkanı ve CEO'su David Miliband, Avrupa’nın bu görünmez yaraları sarma konusunda oynayabileceği kritik rolü gündeme taşıyor.
Psikolojik hasarın boyutları ve ölçüm zorlukları
Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 14 milyondan fazla Ukraynalı yerinden edildi ve bunların 6,5 milyonu yurt dışında yaşıyor. Geride kalanlar ise sürekli hava saldırıları, altyapı çöküşü ve belirsizlikle başa çıkmak zorunda. Psikolojik travma belirtileri arasında anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve intihar düşünceleri yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü, savaş bölgelerinde yaşayan her beş kişiden birinin bir tür ruh sağlığı sorunu yaşadığını tahmin ediyor. Ancak Ukrayna’da bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Psikolojik hasarın tam boyutunu ölçmek, damgalama, raporlama eksiklikleri ve sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.
Miliband, IRC’nin sahadaki deneyimlerine dayanarak, psikolojik desteğin genellikle fiziksel ihtiyaçların gölgesinde kaldığına dikkat çekiyor. Oysa savaşın uzun vadeli etkileriyle başa çıkmak için ruh sağlığı hizmetlerine yatırım yapmak hayati önem taşıyor. IRC, Ukrayna’da toplum temelli ruh sağlığı programları yürütüyor ve yerel sağlık çalışanlarına psikolojik ilk yardım eğitimi veriyor. Ancak bu çabalar, ihtiyacın yanında henüz çok küçük kalıyor.
Avrupa’nın rolü: Finansman mı, dayanışma mı?
Avrupa Birliği ve üye devletleri, Ukrayna’ya şimdiye kadar milyarlarca euro yardım sağladı. Ancak bu yardımların büyük kısmı fiziksel yeniden inşa ve askeri destek odaklı. Miliband, Avrupa’nın psikolojik iyileşme için de benzer bir kararlılık göstermesi gerektiğini savunuyor. Ona göre, savaşın görünmez yaralarını sarmak için üç temel adım atılmalı: Psikolojik travma konusunda farkındalığı artırmak, ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak ve uzun vadeli destek mekanizmaları oluşturmak. Bu sadece Ukrayna için değil, savaştan kaçarak Avrupa’ya sığınan milyonlarca insan için de geçerli.
Avrupa Komisyonu, Ukraynalı mültecilere yönelik ruh sağlığı programları başlattı ancak bu programların ölçeği yetersiz. Sivil toplum kuruluşları, devletlerin bu konuda daha proaktif davranması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, savaş travmasının etkileri yıllar sonra ortaya çıkabileceği için uzun vadeli bir taahhüt gerekiyor. Ukrayna’nın yeniden inşası sadece beton ve çelikle değil, aynı zamanda insan psikolojisinin onarılmasıyla da mümkün olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna savaşının en başından beri arabuluculuk rolü üstlenerek hem insani yardım koridorlarının açılmasına katkı sağladı hem de binlerce Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yaptı. Savaşın psikolojik boyutu, Türkiye’nin de yakından ilgilenmesi gereken bir alan. Zira Türkiye, kendi geçmişinde çatışma ve göç deneyimlerine sahip bir ülke olarak, savaş travmasıyla başa çıkma konusunda önemli bir birikime sahip. Avrupa’nın psikolojik destek programlarına entegre olması veya bu alanda ortak projeler geliştirmesi, hem Ukrayna’ya yardımı artırabilir hem de Türkiye’nin bölgesel yumuşak gücünü pekiştirebilir. Ayrıca, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Suriyeli mültecilerin yaşadığı psikolojik travmalar da benzer bir yaklaşımı gerektiriyor. Bu çerçevede, Ukrayna örneğinden çıkarılacak dersler, Türkiye’nin kendi insani yardım politikalarına da yön verebilir.