Avrupa Birliği, son yıllarda yükselen enflasyon ve artan yolsuzluk skandallarının gölgesinde, daha önce marjinal sayılan Avrupa şüphecisi (Eurosceptic) popülist partilerin ciddi bir yükselişine tanıklık ediyor. İşsizlik, alım gücündeki düşüş ve kurumlara olan güven erozyonu, bu partilerin oy tabanını genişletirken, ana akım siyaset kurumlarını zor durumda bırakıyor. Özellikle İtalya, Fransa, Almanya ve İspanya gibi büyük ekonomilerde popülist hareketler, seçim anketlerinde rekor seviyelere ulaşmış durumda.
Gelişmenin Arka Planı: Yolsuzluk ve Enflasyon Kısır Döngüsü
Avrupa genelinde son üç yılda tüketici fiyatları ortalama %20’nin üzerinde artarken, ücretler bu oranın gerisinde kaldı. Bu durum, özellikle düşük ve orta gelirli hanelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Öte yandan, Brüksel’deki lobi faaliyetleri ve ulusal düzeydeki yolsuzluk skandalları (örneğin İspanya’daki Katalan bağımsızlık sürecinde ortaya çıkan usulsüzlükler, Fransa’daki siyasi fon skandalları) halkın siyasetçilere olan güvenini dibe çekti. Popülist partiler, bu ortamda “sisteme karşı savaş” söylemiyle prim yapıyor.
Politico Europe ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) verilerine göre, Haziran 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde popülist sağ ve sol partilerin oy oranı %30’u aştı. Bu partilerin ortak talepleri arasında AB’nin yetkilerinin daraltılması, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi ve kemer sıkma politikalarına son verilmesi yer alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB’nin Geleceği Tehlikede mi?
Yükselen popülizm, AB’nin ortak karar alma mekanizmalarını felç etme riski taşıyor. Özellikle göç, iklim politikaları ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar gibi konularda üye ülkeler arasında derin ayrışmalar yaşanıyor. Ekonomistler, enflasyonun kontrol altına alınamaması halinde popülist dalganın 2025 yılına kadar daha da büyüyeceğini öngörüyor. AB Komisyonu, bu tehdide karşı “stratejik özerklik” ve ortak borçlanma araçları gibi çözümler üretmeye çalışsa da, ulusal çıkarlar çoğu zaman Brüksel’in önüne geçiyor.
Bu gelişmeler, küresel düzeyde Çin ve Rusya gibi aktörlerin AB’nin iç siyasi krizlerinden faydalanma potansiyelini artırıyor. Örneğin, Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerdeki popülist liderler, Moskova’yla yakın ilişkilerini sürdürerek AB’nin ortak dış politikasını baltalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa’da yükselen popülizm ve AB şüpheciliği, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Bir yandan, AB ülkeleri içe kapanma eğilimine girdikçe Türkiye’nin üyelik süreci daha da karmaşık hale gelebilir; mevcut müzakerelerin tamamen askıya alınması ihtimali artabilir. Öte yandan, popülist partilerin AB’ye yönelik eleştirileri, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde alternatif modeller (örneğin gümrük birliğinin güncellenmesi) tartışmalarını güçlendirebilir. Ayrıca, bu siyasi iklim Türkiye’yi AB’nin enerji, savunma ve göç gibi kritik alanlarda daha önemli bir ortak haline getirebilir. Ancak, yükselen Avrupa milliyetçiliğinin Türk toplumuna yönelik ayrımcı söylemleri de tetikleyebileceği unutulmamalı.