Avrupa Birliği'nde ortak bir güvenli varlık oluşturulması fikri, uzun süredir ekonomik entegrasyonun sembolü olarak görülüyor; ancak yüksek ulusal borç seviyeleri, bu hedefin hâlâ gerçekleşmesi güç bir hayal olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre, üye ülkeler arasındaki derin mali farklılıklar ve borç sürdürülebilirliği endişeleri, ortak bir varlık ihracını engelliyor. Bu durum, Avrupa'nın küresel finansal piyasalardaki rekabet gücünü ve ekonomik dayanıklılığını olumsuz etkiliyor.
Gelişmenin arka planı: Borç yükleri ve siyasi irade eksikliği
Avrupa Komisyonu'nun uzun zamandır gündeminde olan "güvenli varlık" projesi, özellikle 2012'deki Avrupa borç krizinin ardından sıkça tartışılıyor. Amaç, ABD Hazine tahvillerine benzer şekilde, Euro Bölgesi genelinde ihraç edilecek ortak bir tahvil ile finansal istikrarı artırmak ve bankaların risk yoğunlaşmasını azaltmaktı. Ancak Almanya başta olmak üzere kuzey Avrupa ülkeleri, "transfer birliği" endişesiyle bu fikre uzun süre direndi. Güney ülkeleri ise borç yüklerinin azaltılması ve büyüme için ortak yatırım araçları istiyor.
Son dönemde, COVID-19 salgını sonrası oluşturulan kurtarma fonu (NextGenerationEU), bir tür ortak borçlanma örneği olarak gösterildi ancak bu geçici bir çözümdü. Kalıcı bir güvenli varlık için üye ülkelerin maliye politikalarını uyumlaştırması ve borç seviyelerini sürdürülebilir kılması gerekiyor. Ancak mevcut tabloda, İtalya, Fransa, İspanya gibi büyük ekonomilerin borç/GSYH oranları yüksek seyrediyor. Örneğin İtalya'da bu oran %140'ın üzerinde. Bu durum, ortak bir varlığın güvenilirliğini sorgulatıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Finansal piyasalarda artan kırılganlık
Ortak bir güvenli varlığın olmaması, Avrupa'nın finansal entegrasyonunu tamamlanmaktan alıkoyuyor. Bu durum, küresel ölçekte doların egemenliğini pekiştirirken, avronun uluslararası rezerv para rolünü sınırlıyor. Özellikle enerji krizi ve jeopolitik gerilimlerin ardından, Avrupa'nın kendi finansal şoklarına karşı dayanıklılığı sorgulanıyor. Uzmanlar, ortak bir varlık olmadan Avrupa bankalarının hâlâ kendi ulusal tahvillerine aşırı bağımlı olduğunu ve bunun da “doom loop” yani kısır döngü riskini artırdığını belirtiyor.
Küresel piyasalarda faiz oranlarının yükseldiği bir ortamda, yüksek borçlu ülkelerin borçlanma maliyetleri artıyor ve bu da Avrupa ekonomisinin genel istikrarını tehdit ediyor. Örneğin ECB'nin faiz artırımları, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerin tahvil getirilerini yukarı çekti; bu da kırılganlığı artırdı. Bu tablo, siyasi otoritelerin ortak varlık konusundaki isteksizliğini besliyor; çünkü mali risklerin paylaşılması, siyasi olarak popüler değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da ortak bir güvenli varlığın oluşturulmaması, Türkiye ekonomisi için dolaylı ancak önemli etkiler yaratıyor. Öncelikle, Türkiye'nin Avrupa ile ticari ve finansal bağları göz önüne alındığında, Avrupa ekonomisinin istikrarsızlığı Türk ihracatı ve doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde olumsuz etkiler doğurabilir. Ayrıca, avronun değerindeki dalgalanmalar ve Avrupa bankacılık sistemindeki riskler, Türk bankalarının döviz likiditesini etkileyebilir. Öte yandan, bu durum Türkiye'nin kendi mali disiplinini güçlendirmesi ve alternatif finansman kaynakları araması gerekliliğini de ortaya koyuyor. Sonuç olarak, Avrupa'nın ekonomik bütünlüğünü tamamlayamaması, Türkiye gibi komşu ekonomiler için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor.