Avrupa, son yılların en büyük göç kriziyle karşı karşıya kalırken, göç araştırmacıları ve sivil toplum kuruluşları Avrupa hükümetlerini izolasyonist politikaları terk etmeye çağırıyor. Ancak siyasi arenada bu çağrılara karşılık verenlerin sayısı oldukça sınırlı. Özellikle Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göç dalgası, sınır güvenliği ve iltica politikaları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirmiş durumda.
Göçmenlerin dramı ve Avrupa'nın ikilemi
Avrupa Birliği ülkeleri, 2015'ten bu yana en yüksek düzensiz göç rakamlarıyla karşı karşıya. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre, sadece 2023 yılında Akdeniz'de 3.000'den fazla göçmen hayatını kaybetti. Buna rağmen, AB üyesi ülkelerin çoğu sınır kontrollerini sıkılaştırmaya ve iltica prosedürlerini zorlaştırmaya devam ediyor.
Migration Policy Institute (MPI) uzmanları, bu politikaların insani krizi derinleştirdiğini vurguluyor. Avrupa devletlerinin, hem ulusal güvenlik endişeleri hem de kamuoyundaki göçmen karşıtı söylemler nedeniyle daha kapsayıcı politikalar izlemekte zorlandığı belirtiliyor.
Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex'in raporlarına göre, 2023'ün ilk yarısında düzensiz sınır geçişleri yüzde 10 oranında arttı. En yoğun rotaları Batı Balkanlar ve Orta Akdeniz oluşturuyor. Bu durum, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde sert sınır kontrollerine yol açtı.
Bölgesel ve küresel boyut: Göçün siyasallaşması
Göç konusu, Avrupa'da giderek daha fazla siyasallaşıyor. Sağ popülist partiler, göçmen karşıtı söylemlerle seçim başarısı elde ederken, merkez partiler de pozisyonlarını sertleştiriyor. Almanya'da CDU, İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki koalisyon, Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi bu eğilimin en belirgin örnekleri.
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu European Policy Centre'a göre, AB ortak göç politikası oluşturma çabaları üye devletler arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle tıkanmış durumda. Bazı ülkeler zorunlu mülteci dağıtım kotasına karşı çıkarken, diğerleri daha fazla dayanışma çağrısı yapıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ise, Avrupa'nın uluslararası koruma yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini vurguluyor. Dünya genelinde 100 milyondan fazla insanın zorla yerinden edildiği bir dönemde, Avrupa'nın kapılarını kapatması insani felaketi daha da kötüleştirebilir.
Öte yandan, göçün ekonomik boyutu da tartışmaları besliyor. Birçok Avrupa ülkesi yaşlanan nüfus ve işgücü açığıyla boğuşurken, düzenli göç yollarının açılması bir çözüm olarak sunuluyor. Ancak siyasi riskler nedeniyle bu adımlar atılamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2016 AB-Türkiye Göç Mutabakatı'nın ardından yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Avrupa'nın izolasyonist politikalara yönelmesi, Türkiye üzerindeki göç baskısını daha da artırabilir. Mevcut mutabakat kapsamında AB, Türkiye'ye mali destek sağlasa da, siyasi gerginlikler zaman zaman işbirliğini zora sokuyor. Türkiye'nin sınır güvenliği ve düzensiz göçle mücadelesi, AB ile ilişkilerinde önemli bir koz olmaya devam ediyor. Ayrıca, Avrupa'da yükselen göçmen karşıtı söylemler, Türk kökenli göçmen topluluklarını da etkileyerek sosyal uyum sorunlarını derinleştirebilir.