Avrupa Birliği'nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefi doğrultusunda hazırladığı Yeşil Mutabakat, şirketlerin karbon ayak izinden iklim risk analizlerine, karbonsuzlaşma yollarına kadar geniş bir veri yelpazesine dayanıyor. Ancak bu verilerin önemli bir kısmı, AB dışında geliştirilen platformlar ve araçlar üzerinden işleniyor ve saklanıyor. Bu durum, AB'nin iklim gündemini ve hatta temel değerlerini tehdit edebilecek bir veri egemenliği sorununu gündeme getiriyor.
Veri Bağımlılığı ve Riskler
AB Yeşil Mutabakatı'nın başarısı, doğru, güvenilir ve sürekli güncellenen verilere erişime bağlı. Kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması, emisyon ticareti sistemi, iklim risk değerlendirmeleri ve yeşil finansman gibi alanlarda kullanılan verilerin büyük bir bölümü, AB merkezli olmayan bulut hizmetleri, açık kaynak yazılımlar ve küresel veri tabanları tarafından sağlanıyor. Örneğin, Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) AB tarafından finanse edilse de, veri depolama ve işleme altyapısının bir kısmı ABD merkezli teknoloji şirketlerine ait sunucularda barındırılıyor.
Uzmanlar, bu bağımlılığın üç temel risk oluşturduğunu belirtiyor. Birincisi, jeopolitik gerilimler veya ticari anlaşmazlıklar durumunda AB'nin kritik iklim verilerine erişiminin kesilmesi veya kısıtlanması ihtimali. İkincisi, veri güvenliği ve gizliliği endişeleri; AB dışındaki aktörlerin hassas iklim verilerine erişmesi, endüstriyel casusluk veya stratejik manipülasyon riskini artırıyor. Üçüncü olarak ise, veri altyapısının kontrolünün AB dışında olması, bloğun kendi iklim politikalarını bağımsız bir şekilde yürütme kabiliyetini zayıflatıyor.
AB'nin Stratejik Otonomi Arayışı
Avrupa Komisyonu, Avrupa Veri Stratejisi kapsamında iklim verileri de dahil olmak üzere kritik alanlarda veri egemenliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Gaia-X projesi gibi girişimler, Avrupa merkezli bulut altyapısı oluşturmayı amaçlıyor. Ancak bu projelerin henüz emekleme aşamasında olduğu ve mevcut bağımlılığı kısa vadede ortadan kaldıramayacağı belirtiliyor. Ayrıca, AB'nin veri koruma düzenlemeleri (GDPR) ile iklim verilerinin paylaşımı arasında denge kurması gerekiyor. Bazı üye ülkeler, veri paylaşımının gönüllülük esasına dayanmasını isterken, diğerleri zorunlu raporlamanın genişletilmesini savunuyor.
Küresel ölçekte ise, iklim verilerine erişim sorunu sadece AB'yi değil, gelişmekte olan ülkeleri de etkiliyor. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) raporuna göre, Afrika ülkelerinin yalnızca %30'u yeterli iklim verisi toplama kapasitesine sahip. Bu durum, iklim değişikliğine uyum ve risk yönetimi çabalarını olumsuz etkiliyor. AB'nin veri egemenliği konusundaki adımları, küresel iklim yönetişiminde yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında Paris Anlaşması'na taraf olmuş ve 2053 net sıfır emisyon hedefini açıklamıştır. AB'nin iklim verilerine erişimde yaşadığı sorunlar, Türkiye için de önemli bir uyarı niteliğindedir. Türkiye'nin iklim politikalarını şekillendirirken kullandığı veri altyapısının büyük kısmı uluslararası platformlara dayanmaktadır. Bu bağımlılık, özellikle AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve yeşil mutabakata uyum sürecinde kritik hale gelebilir. Türkiye'nin kendi iklim veri altyapısını güçlendirmesi ve ulusal bir iklim veri stratejisi geliştirmesi, hem enerji dönüşümü hem de dış ticarette rekabetçiliğini koruması açısından stratejik bir öneme sahiptir. Aksi takdirde, veri egemenliği konusunda yaşanacak bir kriz, Türkiye'nin iklim hedeflerini ve yeşil finansmana erişimini doğrudan etkileyebilir.