ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalı müttefiklere yönelik baskıcı politikaları, NATO içindeki caydırıcılığı zayıflatarak Avrupa'da savaş riskini artırıyor. Trump'ın savunma harcamaları konusunda müttefikleri hedef alan açıklamaları ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yönelik ılımlı mesajları, Avrupa başkentlerinde derin endişe yaratıyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerde Soğuk Savaş sonrası en ciddi güven krizine işaret ediyor.
NATO'da güven bunalımı: Trump'ın baskı taktikleri
Trump, göreve geldiğinden bu yana NATO müttefiklerini savunma harcamalarını artırmaya zorluyor. Ancak bu baskı, yalnızca ekonomik bir talep olmanın ötesine geçerek ittifakın siyasi temellerini sarsıyor. Trump'ın "ödemezseniz sizi korumayız" mesajları, ABD'nin güvenlik garantilerinin koşullu hale geldiği algısını güçlendiriyor. Avrupalı liderler, bu söylemlerin Rusya'nın saldırganlığını cesaretlendirebileceği uyarısında bulunuyor.
Özellikle Baltık ülkeleri, Polonya ve Romanya gibi Rusya'ya komşu ülkeler, ABD'nin caydırıcılık taahhüdünün zayıflamasından endişeli. NATO'nun doğu kanadında konuşlu ABD askerlerinin olası bir çekilmesi, bu ülkelerin savunma planlamalarını altüst edebilir. Avrupa Birliği, savunma entegrasyonunu hızlandırma arayışında olsa da, ABD'nin sağladığı askeri kapasite ve istihbarat desteği kısa vadede ikame edilemez görünüyor.
Rusya'nın hesabı ve Avrupa'nın ikilemi
Kremlin, Batı ittifakındaki çatlakları dikkatle izliyor. Rusya, ABD'nin Avrupa'daki angajmanının azalmasını kendi lehine kullanarak Ukrayna'daki savaşta daha cesur adımlar atabilir. Ayrıca Moldova, Gürcistan ve Batı Balkanlar gibi kırılgan bölgelerde hibrit tehditlerini artırabilir. Avrupalı istihbarat raporları, Rusya'nın seçimlere müdahale ve siber saldırılar yoluyla ABD-Avrupa bağını koparmayı hedeflediğini gösteriyor.
Avrupa ülkeleri bir yandan savunma bütçelerini artırırken, diğer yandan ABD'nin güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. Fransa ve Almanya öncülüğünde yürütülen Avrupa Savunma Fonu ve PESCO gibi girişimler bu çabanın ürünü. Ancak bu projelerin etkin hale gelmesi yıllar alacak. Kısa vadede Avrupa, Trump'ın baskıcı diplomasisi ile Rusya'nın revizyonist politikaları arasında sıkışmış durumda.
Ekonomik yansımalar ve savunma sanayii
Trump'ın tehditleri yalnızca askeri değil, ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Avrupa savunma sanayii hisseleri dalgalanırken, ABD ile ticaret gerilimleri enerji ve teknoloji sektörlerine sıçrayabilir. Trump yönetimi, Avrupa'dan yapılan otomobil ve çelik ithalatına ek vergiler getirmeyi tartışıyor. Bu durum, zaten Kovid-19 sonrası toparlanma çabasındaki Avrupa ekonomisi için yeni bir belirsizlik kaynağı.
NATO'nun savunma harcamalarındaki hedefi olan GSYH'nin yüzde 2'sine ulaşma konusunda Avrupa ülkeleri arasında farklılıklar var. Bazı ülkeler bu hedefi aşarken, Almanya gibi lokomotif ekonomiler hâlâ geride. Trump'ın bu konudaki sert söylemi, Avrupa içinde de bölünmelere yol açıyor; Doğu Avrupa ülkeleri daha fazla harcama yapılmasını isterken, güneydeki ülkeler ekonomik önceliklerine odaklanmayı tercih ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Avrupa güvenliğine yönelik baskıcı politikaları, Türkiye için hem risk hem fırsat barındırıyor. NATO içindeki gerilim, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu yeniden tanımlamasına yol açabilir. ABD'nin Avrupa'dan olası bir kısmi çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik denklemindeki ağırlığını artırabilir; ancak aynı zamanda Rusya'nın Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de daha agresif hareket etmesine zemin hazırlayabilir. Türkiye, savunma sanayiindeki yerli kapasitesini güçlendirerek ve Avrupa ile savunma iş birliğini derinleştirerek bu belirsizlikten en az hasarla çıkmaya çalışmalı. Ayrıca, ABD ile yaşanan F-35 ve S-400 krizleri, Ankara'nın denge politikasını daha da karmaşık hale getirebilir.