İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran ile varılan ateşkesin ardından iki ülke arasında yaşanan ilk doğrudan askeri çatışmaların sona erdiğini ve “o cephedeki ateşin kontrol altına alındığını” duyurdu. Bu açıklama, Tahran yönetiminin askeri eylemlerini durdurduğunu ilan etmesinden saatler sonra geldi. Gelişme, bölgede tırmanma riski taşıyan gerginliğin bir süreliğine de olsa dondurulduğu yönünde yorumlanıyor. Tarafların karşılıklı olarak ilk kez bu kadar büyük çaplı bir askeri angajmana girmesi, uzun süredir dolaylı yollardan süren çatışmanın yeni bir boyut kazandığını gösteriyor. Ancak her iki tarafın da çatışmaları durdurma yönündeki açıklamaları, kısa vadede savaş riskinin azaldığına işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran ve İsrail arasındaki gerilim, Suriye iç savaşı sırasında İsrail’in İran destekli güçlere yönelik hava saldırıları ve İran’ın da İsrail’e yönelik tehditleriyle yıllardır süregelen bir vekalet savaşına dönüşmüştü. Ancak geçtiğimiz haftalarda tarafların birbirlerini doğrudan hedef alan saldırıları, çatışmanın ilk kez açık bir savaş haline gelmesine neden oldu. İran, İsrail’in kuzeyindeki askeri tesislere balistik füzelerle saldırırken, İsrail de Suriye ve Irak’taki İran hedeflerine hava saldırıları düzenledi. Taraflar daha sonra uluslararası arabuluculuk çabalarıyla ateşkes ilan etmiş, ancak ateşkesin hemen ardından yaşanan bu ilk çatışmalar, kırılganlığı ortaya koymuştu.
Netanyahu’nun “ateşin kontrol altına alındığı” yönündeki açıklaması, İsrail’in kuzey sınırlarında İran destekli Hizbullah milislerine karşı da yürüttüğü operasyonlara atfen yapıldı. İran tarafı ise askeri faaliyetlerini durdurduğunu duyurarak, asıl hedefinin İsrail’e askeri kapasitesini göstermek olduğunu ve bundan sonra diplomatik kanallara odaklanılacağını belirtti. Bu açıklamalar, tarafların tam ölçekli bir savaştan kaçınmak için sınırlı bir çatışmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-İsrail gerginliğinin dondurulması, bölgedeki diğer aktörler açısından da kritik bir gelişme. Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecinde olmalarına rağmen, doğrudan bir savaştan kaçınmak için arabuluculuk rolü üstlenmişti. ABD ise hem İsrail’in güvenliğini garanti altına almak hem de İran’ın nükleer programına odaklanmak için gerilimin düşürülmesini istiyor. Rusya ve Çin de bölgede artan gerilimin enerji piyasalarını ve küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilemesinden endişe ediyor. Bu nedenle uluslararası toplum, tarafların yeniden çatışmaya girmemesini sağlamak için diplomatik çabalarını sürdürüyor.
Öte yandan, İran’ın askeri faaliyetlerini durdurması, nükleer müzakerelerde de bir yumuşamaya işaret edebilir. İsrail’in ise özellikle Hizbullah’a yönelik operasyonlarını sürdüreceği, ancak İran ile doğrudan çatışmaktan kaçınacağı öngörülüyor. Bölgedeki diğer aktörler ise, bu geçici dondurma halinin kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğini izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasındaki gerginliğin tırmanmasından doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Doğu Akdeniz’de enerji güvenliği ve Suriye’deki dengeler açısından kritik olan bu ilişki, Türkiye’nin bölgesel politika yapımını da etkiliyor. Taraflar arasında barışın sağlanması, Türkiye’nin enerji koridorları ve terörle mücadele stratejileri açısından olumlu. Ancak kalıcı bir çözüm üretilmemesi halinde, bölgede yeniden tırmanacak bir çatışma, Türkiye’nin güney sınırlarını ve mülteci akınlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca İran ve İsrail arasındaki gerilimin sona ermesi, Türkiye’nin bu iki ülkeyle olan ilişkilerinde de yeni manevra alanları yaratabilir. Türkiye, bu süreçte arabuluculuk potansiyelini kullanarak bölgesel nüfuzunu artırabilir.