Asya hükümetleri, halklarının beslenmesini sağlayan, kıyılarını koruyan ve dünyanın en zengin deniz canlılarına ev sahipliği yapan okyanusları korumak için yıllardır çeşitli taahhütlerde bulundu. Ancak bu taahhütlerin ne kadarının gerçeğe dönüştüğü, önümüzdeki günlerde yapılacak küresel okyanus konferansında test edilecek. Dünya Okyanus Günü, bu vaatleri kamuoyunun gündemine taşırken, asıl sınav konferansın kendisi olacak. Endonezya, Filipinler, Vietnam ve Tayland gibi ülkeler, deniz kirliliği, aşırı avlanma ve iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele için önemli sözler verdiler. Ancak bu sözlerin eyleme dönüşüp dönüşmediği tartışma konusu.
Asya'nın deniz koruma taahhütleri neden önemli?
Asya kıtası, dünyanın en büyük ve en verimli deniz ekosistemlerine sahiptir. Mercan Üçgeni olarak bilinen bölge, binlerce balık türüne ev sahipliği yapmakta ve milyonlarca insanın geçim kaynağını oluşturmaktadır. Ancak artan plastik kirliliği, kontrolsüz balıkçılık ve deniz seviyesinin yükselmesi bu ekosistemleri tehdit ediyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, 2018'de ASEAN Deniz Çöpü Bildirgesi‘ni imzaladı, ancak uygulamada ciddi eksiklikler var. Örneğin, Filipinler dünyadaki plastik atıkların %36'sını okyanuslara boşaltan bir ülke konumunda. Hükümet, 2019'da Deniz Çöpü Eylem Planı'nı kabul etti, ancak atık yönetimi altyapısındaki yetersizlikler vaatlerin hayata geçmesini engelliyor. Endonezya da 2017'de 2025 yılına kadar deniz plastik atıklarını %70 azaltma hedefi koydu, ancak BM raporları hedefin uzağında olduğunu gösteriyor.
Bu taahhütlerin başarısı, sadece ulusal değil bölgesel işbirliğine de bağlı. Deniz akıntıları kirleticileri sınırlar arası taşıdığı için, tek bir ülkenin çabası yeterli olmayacak. Bu nedenle küresel okyanus konferansı, ülkelerin ortak eylem planlarını görüşmesi için bir fırsat sunuyor.
Küresel okyanus konferansı neyi hedefliyor?
Dünya Okyanus Günü'nü takiben yapılacak konferans, hükümetlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün deniz koruma taahhütlerini değerlendirecek. Konferansın ana gündem maddeleri arasında 2030 yılına kadar deniz alanlarının %30'unun koruma altına alınması (30x30 hedefi), sürdürülebilir balıkçılık politikaları ve deniz kirliliğinin azaltılması yer alacak. Özellikle Asya ülkelerinin bu hedeflere ne kadar bağlı olduğu merak ediliyor. Çin, geçtiğimiz yıl deniz koruma alanlarını genişletme sözü verdi, ancak uygulama takibi zor. Japonya ise balina avcılığına devam ederek uluslararası eleştirilerin odağında. Konferansta, ülkelerin ilerleme raporları sunması ve bağımsız kuruluşlar tarafından denetlenen veriler paylaşılması bekleniyor. Başarısızlık durumunda ise iklim değişikliğiyle mücadele gibi diğer küresel çabaların da güvenilirliği zedelenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Asya'daki deniz koruma çabaları, Türkiye için iki açıdan önem taşıyor. İlk olarak, Türkiye Akdeniz ve Karadeniz'de benzer sorunlarla karşı karşıya: Kirlilik, aşırı avlanma ve deniz ekosistemlerinin bozulması. Asya ülkelerinin başarısız olması durumunda küresel deniz koruma normları zayıflayacak, bu da Türkiye'nin çevre politikalarını uluslararası baskılardan uzak tutmasına neden olabilir. İkinci olarak, Türkiye, Asya ile artan ticari ilişkileri kapsamında deniz yolu güvenliğine önem veriyor. Asya sularındaki kirlilik ve ekosistem çöküşü, küresel tedarik zincirlerini ve deniz taşımacılığını etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, bölgede sürdürülebilir deniz yönetimi için uluslararası işbirliklerini desteklemeli ve kendi sularında etkili koruma önlemleri almalıdır.