Latin Amerika, son yıllarda aşırı sağ hareketlerin yükselişiyle sarsılıyor. Ekonomik krizler, yolsuzluk skandalları ve toplumsal güvensizlik, otoriter eğilimli liderlere kapı araladı. Brezilya'da Jair Bolsonaro'nun ardından Arjantin'de Javier Milei'nin seçimi ve Şili'de José Antonio Kast'ın güçlenmesi, kıtanın sol dalgadan keskin bir dönüş yaptığını gösteriyor. Bu dönüşüm, yalnızca iç dinamiklerle değil, aynı zamanda ABD ve uluslararası konjonktürün etkisiyle şekilleniyor.
Aşırı sağın yükselişinin arka planı
Latin Amerika'da aşırı sağın yükselişi, 2000'lerin başındaki pembe dalganın (kıtadaki sol hükümetlerin çoğalması) tersine dönmesiyle hızlandı. Venezuela, Nikaragua ve Küba'daki otoriter sol yönetimler, bölge halkında sol alternatiflere karşı bir hayal kırıklığı yarattı. Ekonomik durgunluk, enflasyon ve suç oranlarındaki artış, popülist sağ söylemleri besledi. Örneğin, Brezilya'da Bolsonaro, "Tanrı, aile ve özgürlük" sloganıyla koronavirüs pandemisini hafifseyen söylemleriyle bile destek topladı. Arjantin'de Milei, merkez bankasını kapatma vaadiyle enflasyonun %100'ü aştığı bir ortamda oyları sıyırdı.
Bu hareketler, genellikle askeri diktatörlükleri yücelten söylemlerden besleniyor. Şili'de 1973 darbesini savunan Kast veya Brezilya'da eski askerlerin liderliğindeki gruplar, geçmişe özlemi siyasi bir araç olarak kullanıyor. Ayrıca, sosyal medya ve dezenformasyon kampanyaları, geleneksel medyanın ötesinde bir etki alanı yaratıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Aşırı sağın yükselişi, sadece Latin Amerika'yla sınırlı değil; küresel popülist dalganın bir yansıması. ABD'de Trump'ın etkisi, Macaristan ve Polonya'daki sağ hükümetlerle ideolojik bir ağ oluşturuyor. Latin Amerika'da bu ağ, özellikle İsrail ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşma, iklim değişikliği inkârı ve serbest piyasa ekonomisi gibi ortak politikalarla kendini gösteriyor. Bölgesel düzeyde, Mercosur ve UNASUR gibi entegrasyon mekanizmaları zayıflarken, ideolojik kutuplaşma derinleşiyor. Örneğin, Brezilya ve Arjantin arasındaki ilişkiler, iki ülkenin de sağa kaymasına rağmen, Bolsonaro ve Milei arasındaki kişisel anlaşmazlıklar nedeniyle gerilimli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Latin Amerika'daki aşırı sağ dalgasını doğrudan etkilemese de, küresel bir trendin parçası olarak bu gelişmeleri izlemeli. Türkiye'nin bölgeyle ticari ilişkileri (özellikle Brezilya ve Arjantin ile tarım ve savunma sanayisinde) yeni hükümetlerin ekonomi politikalarına bağlı olarak şekillenebilir. Ayrıca, aşırı sağın Filistin meselesine yaklaşımı (Bolsonaro'nun Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması gibi) Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik rolünü etkileyebilir. Bu nedenle, Ankara'nın bölgedeki sağ hükümetlerle dengeli bir diplomasi yürütmesi, hem ticari çıkarlar hem de Filistin davasına bağlılık açısından önem taşıyor.