18 Haziran'da İran ve ABD, 'İslamabad Mutabakatı' adıyla bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, her iki ülkenin de düşmanlıklara derhal ve kalıcı olarak son vermesini, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve nihai bir anlaşmaya varmak için 60 günlük müzakereleri taahhüt ediyor. Ancak anlaşmanın imzalanmasından 48 saat sonra İran, boğazı yeniden kapattı ve müzakereleri askıya aldı. Bunun nedeni, Lübnan'da İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında patlak veren çatışmalar oldu. Bu gelişme, arabulucuların çabalarını baltalarken, anlaşmanın kaderini belirsizleştiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İslamabad Mutabakatı, aylardır süren gizli müzakerelerin ardından Pakistan'ın başkenti İslamabad'da imzalandı. Anlaşma, İran'ın nükleer programı ve bölgesel etkisine ilişkin uzun süredir devam eden gerilimleri sona erdirmeyi amaçlıyordu. Anlaşmaya göre, ABD, İran'a yönelik bazı yaptırımları kaldırmayı kabul ederken, İran da nükleer faaliyetlerini sınırlama ve bölgedeki vekil güçlerini kontrol etme sözü verdi. Ancak, İran'ın Lübnan'daki Hizbullah üzerindeki etkisi, anlaşmanın en tartışmalı maddelerinden biriydi. İran, Hizbullah'ı desteklemeye devam ederken, ABD bu desteğin sona ermesini talep etti. Lübnan'daki kriz, tam da bu noktada patlak verdi. İsrail, Hizbullah'ın sınırdaki faaliyetlerine misilleme olarak Güney Lübnan'da bir askeri operasyon başlattı. Bunun üzerine İran, ABD'nin İsrail'e destek verdiğini ve bu nedenle mutabakatı ihlal ettiğini öne sürerek müzakereleri askıya aldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran ve ABD arasındaki bu krizi çözmek için uluslararası arabuluculuk çabaları yoğunlaştı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Türkiye de dahil olmak üzere çeşitli aktörler devreye girdi. Ancak Lübnan'daki çatışma, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı'nın kapanması, küresel enerji piyasalarında büyük bir fiyat artışına yol açtı; petrol varil fiyatı 100 doların üzerine çıktı. Ayrıca, İran'ın bu hamlesi, bölgedeki diğer ülkeleri de endişelendirdi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın saldırgan tutumuna karşı ABD'den daha fazla güvence talep etti. Öte yandan, Rusya ve Çin, anlaşmanın korunması için İran'ı ikna etmeye çalışıyor. Ancak Lübnan'daki kriz, diplomatik çabaları gölgede bırakıyor. Uzmanlar, eğer çözüm bulunamazsa, anlaşmanın tamamen çökebileceğini ve bölgede yeni bir savaş riskinin doğabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve ABD arasında dengeli bir politika izlerken, bu gelişme Ankara için hem risk hem fırsat barındırıyor. İran ile yapılacak bir anlaşma, Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılamada önemli bir adım olabilir. Ancak Lübnan'daki kriz, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu da etkiliyor. Türkiye, Lübnan'da istikrarın sağlanması için aktif bir rol oynarken, İran ile ABD arasındaki gerilim, Ankara'nın arabuluculuk çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırarak ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, mutabakatın korunması ve Lübnan'daki çatışmaların durdurulması için diplomatik girişimlerini sürdürmektedir.