1894 yılında Belçika'nın Anvers kenti bir Dünya Fuarı'na ev sahipliği yaparken, yüzden fazla Kongolu, Kongo Pavyonu'nda sergilenmek üzere zorla kente getirildi. Bu 'insan hayvanat bahçesi'nde yedi Kongolu erkek hastalıktan öldü. Bugün, bu şok edici olay Belçika'yı hâlâ rahatsız ediyor ve ülkenin sömürge geçmişiyle yüzleşme çabalarını hızlandırıyor. Anvers'teki bu utanç verici dönem, Avrupa'nın Afrika üzerindeki sömürgeci mirasının en acımasız örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Anvers'in 'İnsan Hayvanat Bahçesi': Gelişmenin Arka Planı
1894 Anvers Dünya Fuarı, dönemin sömürgeci güçlerinin 'medeniyet' iddialarını sergilediği bir sahneydi. Belçika Kralı II. Leopold'un kişisel mülkiyetindeki Kongo, Belçika'nın sömürgeci hırslarının merkezindeydi. Fuar kapsamında kurulan Kongo Pavyonu, 'ilkel' olarak nitelendirilen Afrikalıların sergilenmesi için bir alan olarak tasarlandı. Yüzlerce Kongolu, yaşam koşulları ve kültürel pratikleri hakkında bilgi vermek üzere zorla Anvers'e getirildi. Bu kişiler, fuar ziyaretçilerinin 'egzotik' olarak gördüğü danslar ve ritüeller sergilemeye zorlandı. Ancak, bu sergileme süreci insani felakete dönüştü.
Kongolular, iklim değişikliği ve kötü yaşam koşulları nedeniyle hastalıklara maruz kaldı. Yedi Kongolu erkek, hastalık nedeniyle hayatını kaybetti; ölenlerin sayısı bazı kaynaklara göre daha da yüksek olabilir. Ölenlerin naaşları, bilimsel araştırma adı altında müzelerde sergilendi veya incelendi. Bu durum, Belçika'nın sömürge geçmişindeki insan hakları ihlallerinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Anvers Şehir Arşivi, bu döneme ait belgeleri günümüzde dijital ortama aktararak araştırmacıların erişimine açtı.
Bu insanlık dışı uygulama, sadece Anvers'le sınırlı değildi. Avrupa'nın birçok şehrinde, 19. yüzyılın sonlarında 'insan hayvanat bahçeleri' yaygın bir uygulamaydı. Ancak Anvers vakası, Belçika'nın Kongo üzerindeki vahşi sömürge yönetiminin sembolü haline geldi. Kral II. Leopold'un Kongo'da uyguladığı zorunlu çalışma rejimi, milyonlarca Afrikalının ölümüne yol açtı ve bu dönem 'Kongo'nun Kalbi' olarak bilinen acımasız bir sömürü dönemiydi.
Bölgesel veya Küresel Boyut: Belçika Sömürge Geçmişiyle Hesaplaşması
Son yıllarda Belçika, sömürge geçmişiyle yüzleşme konusunda adımlar atmaya başladı. 2020 yılında, George Floyd'un öldürülmesi sonrası dünya genelinde yükselen ırkçılık karşıtı hareketler, Belçika'da da heykellerin yıkılmasına ve tarihi anıtların sorgulanmasına yol açtı. Anvers'teki 'insan hayvanat bahçesi' de bu tartışmaların merkezine yerleşti. Şehir yönetimi, bu utanç verici dönemi anmak için anıtlar dikmeyi ve eğitim programları düzenlemeyi önerdi.
Belçika Federal Parlamentosu, 2020 yılında sömürge geçmişinden dolayı özür dileme kararı aldı. Ancak bu özür, sembolik düzeyde kaldı ve tazminat veya somut adımlar içermedi. Sivil toplum örgütleri, Belçika'nın sömürge döneminde Kongo'dan elde ettiği zenginliğin iadesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca, müzelerde tutulan Kongolu insan kalıntılarının ve eserlerinin iadesi için çalışmalar başlatıldı.
Bu hesaplaşma sadece Belçika ile sınırlı değil. İngiltere, Fransa, Almanya gibi diğer Avrupa ülkeleri de sömürge geçmişleriyle ilgili benzer tartışmalar yaşıyor. Küresel ölçekte, sömürgecilik mirası, Afrika ülkelerindeki az gelişmişliğin ve eşitsizliğin temel nedenleri arasında gösteriliyor. Anvers'in 'insan hayvanat bahçesi', bu küresel hesaplaşmanın önemli bir sembolü olarak kabul ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Belçika'nın sömürge geçmişiyle yüzleşmesi, Türkiye'nin kendi tarihsel mirasıyla hesaplaşması açısından dolaylı bir örnek teşkil ediyor. Ancak bu olay doğrudan Türk dış politikasını etkilememekle birlikte, Avrupa ülkelerindeki ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı hareketler, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni dinamikler oluşturabilir. Özellikle, Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı akımları, Türkiye'nin Avrupa'daki vatandaşlarına yönelik ayrımcı uygulamaları gündeme getirebilir. Türkiye, bu tür tarihsel hesaplaşmaların, uluslararası insan hakları standartlarının güçlendirilmesine katkı sağladığını ancak bunun ikiyüzlülüğe dönüşmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Belçika'nın özür dileme ve tazminat tartışmaları, Türkiye'nin geçmişte azınlıklara yönelik uygulamalara ilişkin benzer tartışmalara da ışık tutabilir.