Dünya genelinde her gün yaklaşık 800 kadın, hamilelik veya doğum sırasında önlenebilir nedenlerden hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin büyük çoğunluğu, düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana geliyor. Ancak çözüm, pahalı tıbbi cihazlar ya da karmaşık teknolojiler gerektirmiyor. Aslında, kanıtlanmış, düşük maliyetli ve basit müdahaleler, doğum sonrası kanama, preeklampsi ve tıkanmış doğum gibi anne ölümlerinin başlıca nedenlerini büyük ölçüde önleyebiliyor. Küresel dış yardımların azaldığı bir dönemde, politika yapıcıların kıt kaynakları daha verimli kullanmaya odaklanması gerekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Kanıtlanmış ve Ucuz Yöntemler
Anne ölümlerinin yaklaşık %28'i doğum sonrası kanamadan (postpartum hemoraji) kaynaklanıyor. Bu durumun önlenmesinde, doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarını artıran ilaçlar (oksitosin gibi) ve kontrollü kordon traksiyonu gibi basit uygulamalar etkili oluyor. Benzer şekilde, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) erken tespit edilip düşük doz aspirin veya kalsiyum takviyesi ile yönetilebiliyor. Tıkanmış doğumda ise, uygun pozisyon ve gerekirse vakum veya forseps kullanımı, sezaryene kıyasla çok daha az kaynak gerektiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, bu müdahalelerin her birinin kişi başına birkaç dolar veya daha az maliyetle uygulanabildiğini belirtiyor.
Bu çözümler, sağlık sisteminin her kademesinde uygulanabilir. Köy sağlık ocaklarından doğum merkezlerine kadar, eğitimli ebeler ve hemşireler bu müdahaleleri güvenle gerçekleştirebilir. Ancak sorun, yeterli sayıda eğitimli sağlık personelinin ve temel ilaçların bulunduğu bir altyapının eksikliğidir. Dış yardımlar, genellikle bu tür temel ihtiyaçlar yerine daha karmaşık hastane projelerine yönlendiriliyor. Oysa mevcut kanıtlar, anne ölümlerini azaltmada en yüksek getiriyi basit, düşük maliyetli müdahalelerin sağladığını gösteriyor.
Örneğin, Uganda'da doğum sonrası kanamayı önlemek için oksitosin içeren otomatik enjektörlerin dağıtımı, anne ölümlerini %40 oranında azalttı. Hindistan'da da, düşük doz aspirin ile preeklampsi taraması ve tedavisi, hastaneye yatışları ve ölümleri önemli ölçüde düşürdü. Bu başarı öyküleri, politika yapıcıların kaynakları nasıl yeniden dağıtabileceğine dair somut örnekler sunuyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Küresel düzeyde, dış yardımların azalması, özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya'da anne sağlığına yönelik tehdidi artırıyor. 2022'de gelişmiş ülkelerin sağlık yardımları nominal olarak artsa da, enflasyon ve artan ihtiyaçlar, reel anlamda bir gerilemeye işaret ediyor. Bu durumda, düşük gelirli ülkelerin kendi kaynaklarını daha verimli kullanması hayati hale geliyor. Uluslararası kuruluşlar, bu süreçte odaklanılması gereken üç alanı işaret ediyor: eğitimli ebe sayısını artırmak, temel ilaçları tedarik etmek ve kanıta dayalı protokolleri uygulamak. Eğer bu üç alana yatırım yapılırsa, 2030 yılına kadar anne ölümlerinin üçte bir oranında azaltılabileceği tahmin ediliyor.
Bölgesel olarak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da da benzer zorluklar mevcut. Suriye, Yemen ve Sudan gibi çatışma bölgelerinde sağlık altyapısı çökmüş durumda. Burada dış yardımların yanı sıra yerel çözümler de kritik. Örneğin, Mobil sağlık ekipleri ve toplum temelli dağıtım ağları, kırsal alanlarda anne ölümlerini azaltmada etkili olabiliyor. Türkiye'nin bu bölgelere insani yardım tecrübesi, düşük maliyetli müdahalelerin yaygınlaştırılmasına katkı sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son 20 yılda anne ölüm oranını yüz binde 61'den 13'e düşürerek önemli bir başarı elde etti. Bu başarıda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, ebe ve hemşire sayısının artırılması ve temel ilaçlara erişimin kolaylaştırılması rol oynadı. Ancak Türkiye, özellikle Suriyeli mültecilerin yoğun olduğu bölgelerde ve kırsal alanlarda hâlâ zorluklarla karşılaşıyor. Dış yardımların azaldığı bu dönemde, Türkiye'nin kendi deneyimini düşük gelirli ülkelerle paylaşması, Sağlık Bakanlığı ve TİKA aracılığıyla mümkün. Ayrıca, Türkiye'nin ilaç ve tıbbi cihaz üretim kapasitesi, bölgesel işbirliklerine fırsat sunuyor. Özellikle Afrika ve Orta Doğu'da, Türkiye'nin düşük maliyetli çözümleri teşvik etmesi, hem insani etkiyi artıracak hem de Türk sağlık sektörünün uluslararası görünürlüğüne katkıda bulunacaktır.