ABD'nin 250. kuruluş yıldönümüne yaklaşırken, Reuters ve Ipsos'un Salı günü yayımladığı yeni bir anket, Amerikan toplumunda ülkenin geleceğine dair derin bir güvensizlik olduğunu ortaya koydu. Ankete katılanların yüzde 38'i, ABD'nin 250 yıl sonra tek bir ülke olarak varlığını sürdürmeyeceğini düşünüyor. Bu oran, ülkenin siyasi kutuplaşması, kurumlarına duyulan güvenin azalması ve iç çatışmaların büyümesiyle birlikte dikkat çekiyor. Anket, ABD'nin 4 Temmuz 2026'da kutlayacağı 250. yıl dönümü öncesinde kamuoyunun nabzını tutarken, ülkenin birlik ve bütünlüğüne dair soru işaretlerini de gün yüzüne çıkarıyor.
Anketin detayları ve arka planı
Reuters/Ipsos anketi, 4-5 Nisan 2025 tarihleri arasında çevrimiçi ortamda 1.000'den fazla yetişkin Amerikalıyla gerçekleştirildi. Katılımcıların yüzde 38'i "250 yıl sonra ABD'nin tek bir ülke olarak var olmayacağı" ifadesine katıldığını belirtirken, yüzde 41'i bu görüşe katılmadı, yüzde 21'i ise kararsız kaldı. Anketin hata payı artı-eksi 3,5 puan olarak açıklandı. Sonuçlar, partiler arasında belirgin farklılıklar gösterdi: Cumhuriyetçilerin yüzde 40'ı, Demokratların ise yüzde 36'sı bu görüşü paylaşıyor. Bağımsız seçmenlerde bu oran yüzde 41'e yükseliyor.
Uzmanlar, bu karamsar tablonun arkasında derin siyasi kutuplaşma, artan iç çatışma riski, federal kurumlara güvenin erozyonu ve sosyal medyanın körüklediği toplumsal ayrışma gibi faktörlerin yattığını belirtiyor. ABD, son yıllarda 2021'deki Kongre baskını, eyaletler arası yasal farklılıkların derinleşmesi ve silahlı grupların varlığı gibi olaylarla birlikte, bazı eyaletlerin birliğin dağılabileceğine dair spekülasyonları da beraberinde getirdi. Anket, bu uç görüşlerin ne kadar yaygın olduğunu sayısal olarak teyit etmesi açısından önem taşıyor.
Küresel yansımalar ve bölgesel boyut
ABD'nin olası bir dağılma senaryosu, sadece Amerikan toplumu için değil, tüm dünya için derin jeopolitik sonuçlar doğurur. ABD, küresel hegemonyasını kaybederken, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin nüfuz alanlarını genişletmesi beklenir. Askeri ittifaklar, özellikle NATO, yapısal bir dönüşüme girmek zorunda kalabilir. Avrupa Birliği, kendi güvenliğini sağlamak için askeri harcamalarını artırmak zorunda kalabilir. Orta Doğu'da ABD'nin varlığı sona ererse, bölgedeki denge altüst olur, İran, Suudi Arabistan ve İsrail gibi aktörler yeni bir güç mücadelesine girer. Asya'da ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya, ABD'nin koruyucu şemsiyesi olmadan Çin'in yükselişiyle başa çıkmak zorunda kalabilir. Küresel ticaret, enerji akışları ve uluslararası kurumlar da bu değişimden derinden etkilenir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin birliğini kaybetmesi, Türk dış politikası için hem risk hem de fırsatlar barındıran bir senaryodur. Bir yandan ABD'nin parçalanması, NATO'yu ve Türkiye'nin Batı ittifakıyla bağlarını zayıflatabilir; bu, özellikle Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve terörle mücadele gibi konularda Türkiye'nin elini zorlaştırabilir. Öte yandan, çok kutuplu bir dünyada Türkiye, bölgesel bir güç olarak daha bağımsız manevra alanı bulabilir. ABD sonrası bir uluslararası sistemde, Türkiye'nin Rusya, Çin ve Avrupa ile ilişkileri daha kritik hale gelir. Türkiye, enerji koridorları, terörle mücadele ve bölgesel istikrar gibi alanlarda kendi stratejik özerkliğini güçlendirmek durumunda kalır. Ancak bu tür senaryolar varsayımsal olduğu için, kısa vadede Türkiye'nin mevcut ittifaklarını koruması ve bölgesel dengelere odaklanması beklenir.