Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, İngiltere'nin kuzeyindeki ihmal edilmiş bölgelerin sesi olarak öne çıkıyor. Ancak The Economist'in son sayısında yer alan bir analiz, Burnham'ın ülkenin ekonomik ve siyasi sorunlarına dair teşhisinin hatalı olduğunu savunuyor. Burnham'ın 'kuzey-güney uçurumu' vurgusu, gerçekte daha karmaşık olan bölgesel eşitsizlikleri aşırı basitleştiriyor. Bu durum, İngiltere'nin verimlilik ve büyüme sorunlarının çözümünü geciktiriyor.
Kuzey-Güney Uçurumu Efsanesi
Andy Burnham, uzun süredir İngiltere'nin kuzeyinin güneye kıyasla sistematik olarak geri planda bırakıldığını savunuyor. 'Yerinden yönetim' ve 'bölgesel denge' talepleri, onun siyasi kimliğinin merkezinde yer alıyor. Ancak The Economist'in analizine göre, bu söylem gerçekleri yansıtmıyor. Veriler, bölgesel eşitsizliklerin aslında ülke genelinde yaygın olduğunu, örneğin güneydeki bazı kıyı kasabalarının kuzeydeki bazı şehirlerden daha yoksul olduğunu gösteriyor.
Burnham'ın önerdiği çözümler de sorunlu. Özellikle, ulaşım yatırımlarının Manchester'a yoğunlaştırılması, diğer kuzey şehirlerini ihmal ediyor. Ayrıca, Kuzey İngiltere'deki verimlilik açığının temel nedeni olarak sermaye eksikliğini göstermek, gerçekte işgücü piyasası dinamiklerindeki yapısal sorunları göz ardı ediyor. Londra'nın yanı sıra Oxford ve Cambridge gibi güneydeki kentler, küresel rekabette öne çıkarken, kuzeydeki şehirlerin çoğu düşük katma değerli hizmetlere dayanıyor.
Bölgesel Eşitsizliğin Gerçek Boyutu
İngiltere'de bölgesel eşitsizlik, OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerden birine sahip. Ancak sorunun kökeni sadece coğrafi bir ayrımdan ibaret değil. Londra'nın küresel bir finans merkezi olarak yükselişi, diğer bölgelerin görece gerilemesine yol açtı. Fakat bu, sadece kuzey-güney ekseninde yaşanmıyor; Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın bazı bölgeleri de benzer sorunlarla karşı karşıya.
Burnham'ın 'İngiltere'nin kuzeyi' söylemi, siyasi olarak kutuplaştırıcı olabilir ve gerçek çözümleri gölgeleyebilir. Örneğin, eğitim ve beceri eksiklikleri, altyapı yatırımlarından daha büyük bir sorun teşkil ediyor. Kuzeydeki gençlerin üniversiteye gitme oranı güneye göre belirgin şekilde düşük. Bu durum, vasıflı işgücü havuzunu daraltarak verimliliği olumsuz etkiliyor. The Economist, bölgesel kalkınma politikalarının bu tür yapısal sorunlara odaklanması gerektiğini, sembolik projelerle oyalanmaması gerektiğini vurguluyor.
Popülist Siyasetin Yükselişi
Andy Burnham'ın popülaritesi, İngiltere'nin siyasi manzarasında önemli bir gösterge. 2019 seçimlerinde Muhafazakar Parti'nin 'Kırmızı Duvar' olarak bilinen geleneksel İşçi Partisi kalelerine girmesi, bu bölgelerin taleplerini görmezden gelmenin bedelini gösterdi. Burnham, bu kırgınlığı kendi lehine kullanırken, aslında ulusal politikaya bölgesel bir meydan okuma sunuyor.
Ancak The Economist, bu yaklaşımın tehlikesine dikkat çekiyor: Bölgesel eşitsizlikleri kişisel ve politik bir mücadele alanına dönüştürmek, ulusal bütünlüğü zayıflatabilir. Burnham'ın 'kuzey parlamentosu' önerisi gibi fikirler, İngiltere'nin zaten karmaşık olan anayasal yapısına daha fazla sürtüşme ekleyebilir. Ayrıca, bu tür söylemler, ülkenin asıl sorunu olan düşük verimlilik artışı ve zayıf ekonomik büyüme gibi konuları gölgede bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu analiz, Türkiye'nin kendi bölgesel eşitsizlikleriyle mücadelesi açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de İstanbul'un doğu illerine göre belirgin bir ekonomik üstünlüğü var; ancak sorun sadece coğrafi değil, aynı zamanda beşeri sermaye ve kurumsal kaliteyle de ilgili. Burnham'ın İngiltere'deki yanılgısı, Türkiye'nin doğu-batı kalkınma planlarında benzer popülist söylemlere kaymaması gerektiğini gösteriyor. Bölgesel kalkınma politikaları, sembolik yatırımlardan ziyade eğitim, altyapı ve üretkenlik odaklı olmalı. Ayrıca, siyasi kutuplaşmanın ekonomik reformları baltalayabileceği gerçeği, Türkiye'nin yatırım ortamını iyileştirme çabaları için bir uyarı niteliğinde.