Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da Bedevi ve göçebe çoban topluluklarına yönelik uygulamalarını “etnik temizlik” olarak nitelendiren sert bir rapor yayımladı. Örgüt, yayımladığı kapsamlı raporda, İsrail yönetiminin bu toplulukları zorla yerinden etme, temel hizmetlere erişimlerini engelleme ve topraklarına el koyma yoluyla sistematik bir şekilde bölgeden silmeye çalıştığını iddia etti. Raporda ayrıca, bu politikaların nihai hedefinin Batı Şeria’nın fiilen İsrail’e katılması olduğu vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
Amnesty’nin raporuna göre, İsrail makamları, Bedevi ve çoban topluluklarını ‘izinsiz yapılanma’ veya ‘güvenlik gerekçeleri’ gibi bahanelerle bölgelerinden çıkarmak için yoğun bir baskı politikası yürütüyor. 2022 yılında hayata geçirilen bir dizi düzenleme ile bu toplulukların binlerce dönümlük arazisine el konulduğu ve yerlerine Yahudi yerleşimciler için yeni yerleşim birimleri inşa edildiği belirtiliyor. Raporda, özellikle Masafer Yatta bölgesinde yaşayan yaklaşık 3 bin Bedevi’nin, askeri eğitim sahası ilan edilen topraklardan zorla çıkarıldığı örnek olarak gösteriliyor. Amnesty, bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu suçlamalar, İsrail–Filistin çatışmasında uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Batı Şeria’ya çevirmiş durumda. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği daha önce İsrail’in yerleşim politikalarını kınamış olsa da, Amnesty’in ‘etnik temizlik’ ifadesi diplomatik çevrelerde daha güçlü bir tepkiye yol açtı. İsrail ise suçlamaları reddederek, bu politikaların güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda alındığını ve bedevilerin ‘gönüllü olarak’ taşındığını savunuyor. Ancak rapor, uluslararası toplumun Filistinlilere yönelik artan muamele konusunda daha somut adımlar atması gerektiği yönünde çağrıları da beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel desteği ve İsrail’e yönelik uluslararası eleştirilerde sık sık öne çıkan tutumuyla biliniyor. Bu rapor, Türk dış politikasında Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki gelişmelere verilen önemi bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye’nin, insan hakları ve uluslararası hukuk temelinde İsrail’e yönelik kınamalarının dozunu artırması muhtemel. Aynı zamanda, bu tür raporlar Türkiye’nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin yanlısı söylemini güçlendirmesine yol açabilir. Ancak Ankara’nın ekonomik ilişkileri ve bölgesel dengeler göz önüne alındığında, doğrudan bir yaptırım kararı alması beklenmiyor.