Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) bugün yayımladığı kapsamlı bir rapor, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan Filistinli Bedevi topluluklarına karşı sistematik bir etnik temizlik yürüttüğünü belgeliyor. Raporda, İsrail makamlarının zorla yerinden etme, ev yıkımı ve temel hizmetlere erişimi engelleme gibi yöntemlerle binlerce Bedeviyi topraklarından sürdüğü ifade ediliyor. Örgüt, bu uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini vurguluyor.
Raporda Neler Var?
Amnesty’nin “Sürgün Edilen Hayatlar: Batı Şeria’daki Bedevilere Yönelik Etnik Temizlik” başlıklı raporu, 2020-2024 yılları arasında yaşananları mercek altına alıyor. Rapora göre, İsrail yönetimi, özellikle Eriha ve Ramallah çevresindeki Bedevi kamplarını hedef alıyor. En az 12 Bedevi topluluğu, zorla yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya. Rapor, İsrail ordusunun evleri, okulları ve sağlık merkezlerini yıkarak, insanları su, elektrik ve yol gibi temel altyapıdan mahrum bıraktığını ortaya koyuyor. Bedevi aileler, nesillerdir yaşadıkları topraklardan çıkarılırken, yerlerine Yahudi yerleşimciler için yeni yerleşim birimleri inşa ediliyor. Amnesty’ye göre bu, “Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ve Cenevre Sözleşmeleri’ne açık bir ihlaldir.”
Raporda, İsrail’in bu politikasının, 1967’den bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da uyguladığı daha geniş bir stratejinin parçası olduğu belirtiliyor. Amaç, Filistin nüfusunu azaltarak bölgedeki Yahudi yerleşimlerini genişletmek. Amnesty, Bedevilerin “ikinci sınıf vatandaş” muamelesi gördüğünü ve İsrail’in onları “istenmeyen” olarak tanımladığını ifade ediyor. Örgüt, uluslararası toplumu İsrail’e yaptırım uygulamaya çağırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasının yalnızca Gazze’yle sınırlı olmadığını, Batı Şeria’daki sinsi bir etnik temizlik sürecinin sürdüğünü gösteriyor. Bedevilere yönelik bu politikalar, uluslararası toplumdan çok sınırlı bir tepki alırken, ABD ve Avrupa Birliği’nin sessiz kalması dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler, daha önce İsrail’in yerleşim politikalarını kınamış ancak bağlayıcı bir karar alamamıştı. Amnesty’nin raporu, İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde savaş suçuyla yargılanması için yeni bir delil sunuyor. Öte yandan, bölgedeki Arap ülkeleri, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail’le normalleşme sürecinde bu tür ihlalleri görmezden gelmekle eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarını sürekli eleştiren bir ülke olarak, bu raporu dikkate alması beklenen bir aktördür. Ankara, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin’in yanında yer almakta ve İsrail’e yönelik yaptırım çağrılarını desteklemektedir. Ancak, Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkileri ve enerji alanındaki işbirliği, bu tür raporların ikili ilişkilere doğrudan yansımasını sınırlayabilir. Rapordaki bulgular, Türk dış politikasının Filistin davasına verdiği desteği pekiştirirken, İsrail’e yönelik daha sert adımlar atılması için bir zemin sunmaktadır. Bölgesel istikrar açısından, etnik temizlik iddialarının meşruiyet kazanması, Orta Doğu’daki dengeleri daha da karmaşık hale getirebilir.