İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nin öncülüğünde inşa edilen liberal uluslararası düzen, bugün aynı güç tarafından sistematik bir şekilde sökülüyor. The Economist dergisinin kapsamlı analizinde, Edward Carr, bu 'balyoz devrimi'nin küresel ekonomi ve siyaset üzerindeki yıkıcı etkilerini masaya yatırıyor. Bretton Woods kurumlarından NATO ittifakına, serbest ticaret anlaşmalarından demokrasi teşvikine kadar uzanan yapılar, Washington'un yeni öncelikleri karşısında aşınırken, ortaya çıkan güç boşluğu ve belirsizlik, uluslararası sistemin geleceğini sorgulatıyor.
Savaş Sonrası Düzenin Mimarları Yıkıma Başladı
1945 sonrası dünya, ABD'nin liderliğinde bir dizi çok taraflı kurum ve kural temelli sistem üzerine inşa edilmişti. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), General Agreement on Tariffs and Trade (GATT) ve daha sonra Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi yapılar, küresel ekonomik istikrar ve kalkınmanın temelini oluşturuyordu. Ancak son yıllarda, özellikle Donald Trump döneminde ivme kazanan ve Joe Biden yönetiminde de bazı yönleriyle devam eden bir politik dönüşüm, bu yapıların temellerini sarsıyor.
Ticaret savaşları, teknoloji transferi kısıtlamaları, yaptırımlar ve Çin'in yükselişine karşı alınan korumacı önlemler, Washington'un artık küresel kamu malı sağlayıcısı olmaktan çok, ulusal çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir güç haline geldiğini gösteriyor. Carr'ın analizine göre, ABD'nin bu yeni yaklaşımı, Soğuk Savaş sonrası 'tarihin sonu' anlatısını tersine çeviriyor ve dünyayı daha öngörülemez, daha rekabetçi ve potansiyel olarak daha tehlikeli bir döneme sürüklüyor.
Küresel Ekonomi ve Jeopolitik Dengeler Yeniden Şekilleniyor
ABD'nin düzen bozucu politikaları, yalnızca Çin gibi rakipleri değil, aynı zamanda Avrupa Birliği ve Japonya gibi geleneksel müttefikleri de derinden etkiliyor. Enflasyon Düşürme Yasası (Inflation Reduction Act) ve CHIPS Yasası gibi yerli üretimi teşvik eden düzenlemeler, ticaret ortakları tarafından hedefli sübvansiyon ve potansiyel bir ‘yıkıcı rekabet’ olarak görülüyor. Öte yandan, ABD dolarının silah olarak kullanılması (örneğin, Rusya'nın rezervlerinin dondurulması), birçok ülkeyi alternatif ödeme sistemleri ve rezerv para birimleri arayışına itiyor.
Bölgesel düzeyde, ABD'nin Ortadoğu'dan askeri olarak çekilmesi ve Asya'ya odaklanması, yeni güç dengeleri yaratıyor. Afganistan'dan çekilme, İran'la dolaylı müzakereler ve Suudi Arabistan'la inişli çıkışlı ilişkiler, Washington'un geleneksel ittifaklarını yeniden tanımlama sürecinde olduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, çok kutuplu bir dünya düzenine doğru hızlı bir geçişin sinyallerini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin kurduğu düzeni yıkma süreci, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Bir yandan, çok taraflı kurumların zayıflaması, Türkiye'nin Batı ittifakındaki konumunu sorgulatırken, diğer yandan daha bağımsız bir dış politika izleme alanı açıyor. Türkiye, Rusya- Ukrayna savaşında oynadığı arabuluculuk rolüyle bu yeni düzende merkezi bir aktör olmaya çalışıyor. Ancak, ABD ile ilişkilerdeki yaptırım tehditleri ve S-400 krizi gibi unsurlar, Ankara'nın manevra alanını daraltıyor. Küresel ticarette bloklaşma eğilimleri, Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme modelini de tehdit edebilir. Öte yandan, ABD'nin müttefikleri üzerindeki baskıyı azaltması, Türkiye'nin bölgesel çatışmalarda (Suriye, Doğu Akdeniz, Kafkasya) daha bağımsız hareket etmesine olanak tanıyabilir.