Donald Trump’ın Amerikan siyaset sahnesine çıkışı, birçokları tarafından ülkedeki demokratik normların aşındığının bir işareti olarak görüldü. Ancak bu çöküşün kökleri, Trump’ın akıl hocası olarak bilinen ve 1950’lerden itibaren Amerikan siyasetinin en tartışmalı figürlerinden biri haline gelen Roy Cohn’a kadar uzanıyor. Cohn’un benimsediği ve Trump’a miras bıraktığı ‘saldırı en iyi savunmadır’ anlayışı, bugünkü Amerikan siyasetinin temel dinamiklerini şekillendirdi.
Roy Cohn: Gücün ve Acımasızlığın Mimarı
Roy Cohn, 1927 doğumlu bir avukat olarak daha 24 yaşındayken, 1950’lerin başında ABD’de komünist avı olarak bilinen McCarthycilik döneminde Senatör Joseph McCarthy’nin baş danışmanı olarak öne çıktı. Cohn, bu dönemde sorgulama teknikleri ve gözdağı taktikleriyle tanındı; görünüşte komünist sempatizanlarını hedef alırken, aslında siyasi rakiplerini itibarsızlaştırmak için her yolu meşru görüyordu. McCarthy’nin düşüşünden sonra özel bir avukat olarak kariyerine devam eden Cohn, zamanla New York’un gayrimenkul ve organize suç dünyasının aranan ismi haline geldi.
Cohn’un hukuki stratejisi, kanıt sunmaktan çok, karşı tarafın karakterini hedef alan saldırılara dayanıyordu. Kendisinin en bilinen taktiği, dava açmakla tehdit ederek veya medyayı manipüle ederek rakiplerini yıldırmaktı. Bu yöntem, dönemin iş dünyasında ve siyasetinde derin bir etki bıraktı. Cohn, 1970’lerde genç bir emlak geliştiricisi olan Donald Trump ile tanıştığında, Trump’a sadece hukuki değil, aynı zamanda yaşam felsefesi olarak da rehberlik etti. Trump’ın ‘üç kuralı’ olarak bilinen prensiplerini oluşturdu: asla kabul etme, sürekli saldır, zafer iddia et. Bu ilkeler, daha sonra Trump’ın iş dünyasında ve siyasetteki yükselişinin temelini oluşturdu.
Cohn, AIDS krizinin damgasını vurduğu 1980’lerde hastalığa yakalandı ve 1986 yılında yaşamını yitirdi. Ancak mirası, Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasında yeniden canlandı. ‘Kilitlediğin için’ ifadesi gibi sert söylemler, rakiplere yönelik kişisel saldırılar ve medyaya karşı düşmanca tutum, Cohn’un öğretilerinin bir yansımasıydı.
Amerikan Siyasetinde Yıkıcı Etki
Roy Cohn’un etkisi, yalnızca Trump ile sınırlı kalmadı. Onun tarzı, Amerikan siyasetinde giderek normalleşen bir düşmanlık ve kutuplaşma ortamının habercisi oldu. Cohn sayesinde, kişisel itibarsızlaştırma ve ‘önce vur, sonra düşün’ yaklaşımı, seçim kampanyalarının ve siyasi mücadelenin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bugün Amerikan siyasetindeki kaba dil, yalan haber suçlamaları ve kurumlara güvensizlik, Cohn’un geliştirdiği bu yöntemlerin bir mirası olarak değerlendiriliyor.
Son dönemde, Amerikan siyasetinde yaşanan olaylar—Kongre baskını, seçim sonuçlarına yönelik itirazlar ve siyasi şiddetin artışı—Cohn’un mirasının ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bu durumun ABD demokrasisinin temel değerlerini tehdit ettiğini ve siyasetin normalleşen bir hastalığı haline geldiğini vurguluyor. Cohn’un taktikleri, sadece bireysel kazanımlar için değil, aynı zamanda ulusal düzeyde bir kaos ortamı yaratmanın aracı oldu.
Bu miras, Amerikan siyasetinde ‘post-truth’ (hakikat sonrası) dönemin başlangıcını da simgeliyor. Gerçeğin önemsizleştiği, algıların ve duyguların ön plana çıktığı bu dönemde, siyasi aktörlerin vaatlerinden çok, rakiplerini aşağılama biçimleri daha çok dikkat çekiyor. Cohn’un öğretileri, modern siyasi iletişim stratejilerinin temelini oluştururken, bu durum Batı dünyasındaki birçok siyasetçiyi de etkiledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel demokrasilerdeki bu tür kutuplaşma eğilimleri, popülizmin yükselişi ve siyasi etiğin aşınması, Türkiye’de de yakından izlenen bir olgudur. ABD’deki bu dönüşüm, siyasi söylemlerin sertleşmesi ve hukukun araçsallaştırılması gibi eğilimlerin evrensel bir sorun olduğunu gösteriyor. Türkiye, kendi demokratik kurumlarını güçlendirmek için bu tür deneyimlerden ders çıkarabilir; ayrıca ABD’nin iç siyasetindeki bu istikrarsızlık, müttefiklik ilişkilerinde öngörülebilirlik sorunları yaratabileceğinden, Ankara’nın dış politika hesaplarında dikkate alınması gereken bir faktördür.