ABD, son yıllarda siyasi yelpazenin her iki ucunda da benzeri görülmemiş bir öfke dalgasıyla boğuşuyor. Ülke genelinde yapılan anketler ve kamuoyu araştırmaları, vatandaşların siyasi rakiplerine, kurumlara ve hatta birbirlerine karşı duyduğu öfkenin tarihsel zirvelere ulaştığını ortaya koyuyor. Bu öfke, yalnızca sokak protestolarında veya sosyal medya tartışmalarında değil, aynı zamanda Kongre'deki kilitlenmelerde, şiddet olaylarında ve seçim güvenliğine yönelik artan şüphelerde kendini gösteriyor. Peki bu öfkenin niceliksel boyutu nedir? Siyaset bilimciler ve veri analistleri, bu sorunun yanıtını ararken, toplumun dokusunu tehdit eden bu duygunun kökenlerini ve sonuçlarını da mercek altına alıyor.
Öfkenin rakamlarla ifadesi
Pew Araştırma Merkezi'nin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı bir çalışma, Amerikalıların yüzde 65'inin siyasi muhaliflerine karşı 'öfkeli' veya 'çok öfkeli' hissettiğini ortaya koydu. Bu oran, 2016'daki başkanlık seçimlerinden bu yana istikrarlı bir artış gösteriyor. Araştırmaya göre, her iki partinin seçmenleri arasında da öfke düzeyi yüksek; ancak özellikle Demokrat ve Cumhuriyetçi seçmenlerin birbirlerini 'ülke için tehdit' olarak görme oranı yüzde 80'lere ulaşmış durumda.
Veri analizi platformu Morning Consult'ün 2024 başında yaptığı anket ise, Amerikalıların yüzde 70'inin siyasi haberleri takip ederken 'kaygı ve öfke' hissettiğini gösteriyor. Bu duyguların yoğunluğu, özellikle 18-29 yaş arası genç seçmenlerde daha belirgin. Gençlerin yüzde 78'i siyasi içeriklerin kendilerinde öfke yarattığını ifade ediyor. Bu durum, sosyal medya algoritmalarının duygusal tepkileri körüklemesinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Öfkenin bir diğer göstergesi de Kongre'deki tıkanıklık. 117. Kongre döneminde (2021-2023) yasalaşan kanun sayısı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en düşük seviyede kaldı. Uzmanlar, bunun temel nedenlerinden birinin, partiler arasındaki uzlaşma kültürünün yerini karşılıklı suçlamalara bırakması olduğunu belirtiyor.
Küresel demokrasiye yansımalar
ABD'deki bu öfke dalgası, yalnızca ülke sınırları içinde kalmıyor; küresel demokrasiler üzerinde de derin etkiler yaratıyor. Siyasi kutuplaşmanın ve toplumsal öfkenin artışı, liberal demokrasinin temel ilkelerine olan güveni aşındırıyor. Freedom House'un 2024 raporuna göre, dünya genelinde demokrasi puanları art arda üçüncü yıl da geriledi. ABD'deki bu durum, otoriter liderlere ve popülist hareketlere ilham kaynağı olabiliyor.
Öte yandan, Amerikan siyasetindeki öfke, uluslararası ittifaklara da yansıyor. Örneğin, NATO müttefikleri, ABD'nin iç siyasi istikrarsızlığının küresel güvenlik taahhütlerini zayıflatmasından endişe ediyor. Avrupa'daki merkez partiler, ABD'deki aşırı sağ ve aşırı sol hareketlerin güçlenmesinin, kendi ülkelerindeki siyasi atmosferi de olumsuz etkilediğini gözlemliyor.
Uzmanlar, bu öfkenin ekonomik eşitsizlik, göç, kültürel kimlik endişeleri ve medya ekolojisindeki değişim gibi köklü sorunlardan beslendiğini vurguluyor. Özellikle dijital platformlarda yayılan dezenformasyon, insanların algılarını çarpıtarak öfkeyi sürekli canlı tutuyor. Bu durum, sağlıklı bir kamuoyu oluşumunu engelliyor ve toplumları 'kabileciliğe' sürüklüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, siyasi kutuplaşmanın yüksek olduğu ülkelerden biri olarak, ABD'deki bu öfke dalgasını yakından izlemeli. Siyasi öfkenin ekonomik istikrarsızlıkla birleştiğinde toplumsal dokuyu ne kadar zedeleyebileceği, Amerikan örneğinde açıkça görülüyor. Türkiye'nin güçlü demokratik kurumları, toplumsal diyaloğu teşvik eden politikaları ve medya okuryazarlığı eğitimleri geliştirmesi, benzer bir kısır döngüye girmemek için kritik önem taşıyor. Ayrıca, küresel ölçekte yükselen popülizm ve dezenformasyon tehdidine karşı Türkiye'nin uluslararası iş birliklerini güçlendirmesi, bu tür olumsuzlukların ülkeye sıçramasını engelleyebilir.