ABD'de 2022 ara seçimlerine sayılı günler kala, siyasi analistlerin üzerinde uzlaştığı nokta şu: Bu seçimlerde belirleyici olan, ekonomik göstergelerin iyileşmesi veya partilerin vaatleri değil; seçmenin kendisini ne kadar 'değerli' ve 'saygı duyulan' hissettiği. Ülke genelinde yapılan anketler, enflasyon ve işsizlik gibi klasik ekonomik sorunların gerisinde, bir 'saygı açığı' olduğunu gösteriyor. Seçmenler, özellikle beyaz işçi sınıfı ve kırsal kesim, kendilerini siyasi elitler tarafından göz ardı edilmiş ve aşağılanmış hissediyor. Bu durum, 2016 ve 2020 seçimlerinde olduğu gibi, popülist söylemlerin güç kazanmasına zemin hazırlıyor.
Ekonomi mi, Saygı mı? Orta Sınıfın Duygusal Yönelimi
Amerikan siyasetinde 'kültür savaşları' olarak adlandırılan sosyal ve kimlik temelli meseleler, son yıllarda ekonomik kaygıların önüne geçmiş durumda. Pew Araştırma Merkezi'nin verilerine göre, seçmenlerin %68'i 'ülkenin doğru yönde gitmediğini' düşünüyor. Ancak bu karamsarlık sadece ekonomik verilerden kaynaklanmıyor. Seçmenler, kendi yaşam tarzlarının ve değerlerinin tehdit altında olduğunu hissediyor; göç, silah hakları, eğitim müfredatı gibi konularda kendilerine danışılmadığını düşünüyor.
Bu duygu hali, Cumhuriyetçi Parti'nin 'Amerika'yı Geri Kazan' sloganında ve Demokrat Parti'nin 'İleri' çağrısında yankı buluyor. Ancak sosyolog Arlie Hochschild'in 'yabancılaşmış seçmen' olarak tanımladığı kitle, kendilerine saygı duyulduğunu hissettiren adaylara yöneliyor. Bu nedenle, ekonomik göstergeler Demokratların lehine iyileşmiş olsa bile, Biden yönetiminin notu düşük görünüyor. Son Gallup anketine göre Başkan'ın onay oranı %45 civarında, bu da tarihsel olarak ara seçimlerde başkanın partisi için bir uyarı işareti.
Popülist Dalga ve Kutuplaşmanın Derinleşmesi
Politik bilimciler, 2022 ara seçimlerinin, 2010'daki 'Çay Partisi' dalgasına benzer bir 'Trump dalgası' ile sonuçlanabileceğini öngörüyor. Eski Başkan Donald Trump'ın desteklediği adaylar, birçok eyalette ön seçimlerden zaferle çıktı. Bu adaylar, ekonomik vaatlerden çok, 'düzen karşıtı' ve 'Washington'u temizleme' söylemleriyle öne çıkıyorlar. Pennsylvania, Georgia ve Arizona gibi kritik eyaletlerde yarış başa baş geçiyor. Demokratlar ise 'demokrasinin tehlikede olduğu' temasına sarılmış durumda, ancak bu söylemin işçi sınıfı seçmeni harekete geçirme gücü sınırlı görünüyor.
Örneğin, Ohio'da yapılan bir odak grup çalışmasında, katılımcılar enflasyon fiyatlarını yüksek bulduklarını ancak asıl şikayetlerinin 'ülkedeki ahlaki çöküntü' olduğunu dile getirdiler. Bu bulgu, ekonomik çıkarlarla kültürel kimliğin iç içe geçtiği bir seçmen davranışına işaret ediyor. Siyasi danışmanlar, seçim kampanyalarında adayların 'sempati' ve 'aidiyet' duygusunu ön plana çıkarması gerektiğini vurguluyor.
Küresel bağlamda, bu durum yalnızca ABD'ye özgü değil. Avrupa'da da aşırı sağ partilerin yükselişi, seçmenin 'kendini dışlanmış hissetmesi' ile açıklanıyor. Küreselleşmenin kazananları ve kaybedenleri arasındaki uçurum, siyasi sistemlere olan güveni zedeliyor. Türkiye gibi ülkelerde de benzer söylemlerin karşılığı bulunuyor; ancak ABD'nin kurumsal yapısı ve iki partili sistem, bu gerilimi farklı bir şekilde yönetiyor.
Seçim Sonrası Beklentiler ve Olası Sonuçlar
Analistlere göre, seçimlerden Cumhuriyetçilerin galip gelmesi halinde, Biden yönetiminin yasama gündemi duracak, başkan Veto yetkisini kullanmak zorunda kalacak. Ayrıca, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde birçok eyalette seçim yasalarına ilişkin tartışmalar yaşanacak. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu koruyabilmesi, Biden'ın ikinci yarısında daha etkili politikalar üretmesine olanak tanıyabilir; ancak bu durumda da 'saygı' sorunu çözülmeden kalmaya devam edecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu seçimlerin Türkiye açısından doğrudan bir yansıması olmasa da, ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşma ve popülist dalga, Türkiye-ABD ilişkilerini etkileyebilecek bir faktör. Özellikle Kongre'de oluşacak yeni denge, F-35 ve S-400 gibi savunma konularında alınacak kararları şekillendirebilir. Ayrıca, ABD'deki 'saygı' siyasetinin yükselişi, Türkiye'de de benzer söylemlerin kullanılmasına zemin hazırlıyor. Türk dış politikası, ABD'nin iç hesaplaşmalarından bağımsız olarak, küresel düzlemde etkili olabilmek için esnek ve çok boyutlu bir yaklaşım benimsemeli.