ABD'nin dış politikası tarih boyunca müttefiklerine zaman zaman sırtını dönmesiyle anıldı. The Intercept'te yayımlanan ve Washington'un müttefiklerine yönelik politikalarını eleştiren bir analiz, bu davranışın Amerikan dış politikasının yapısal bir parçası olduğunu öne sürüyor. Analize göre, ABD'nin yakın müttefiklerine bile jeopolitik çıkarları doğrultusunda ihanet etmesi, "Amerikan yolu" haline gelmiş durumda. Bu durum, uluslararası ittifak sistemlerinde derin güven bunalımlarına yol açıyor ve birçok ülkeyi alternatif güvenlik arayışlarına itiyor. Peki, bu ihanetlerin arkasında yatan dinamikler neler ve küresel güç dengelerine etkileri ne olacak?
Gelişmenin Arka Planı: İhanetler Tarihi
Analiz, ABD'nin müttefiklerine yönelik ihanet örneklerini kronolojik olarak sıralıyor. Soğuk Savaş döneminde, ABD'nin Vietnam'daki eski müttefiki Ngo Dinh Diem'i destekleyip ardından darbe ile devrilmesine göz yumması, ya da 1979'da İran Şahı'nı terk etmesi gibi örnekler, Washington'un çıkar odaklı politikalarının tarihsel kökenlerini gösteriyor. Daha yakın tarihte ise, ABD'nin 2019'da Suriye'deki Kürt müttefiklerini Türkiye'nin operasyonları karşısında yalnız bırakması ve Afganistan'dan çekilirken Şii milis güçlerini korumasız bırakması, bu ihanet zincirinin güncel halkalarını oluşturuyor. Uzmanlara göre, bu kararların arkasında yatan temel etken, ABD'nin değişken ulusal çıkarları ve iç siyasi dinamikleri.
Özellikle son dönemde, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Önce Amerika" politikaları, müttefiklik ilişkilerini daha da kırılgan hale getirdi. Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik sert eleştirileri, Almanya'dan asker çekme tehditleri ve Güney Kore ile yapılan savunma anlaşmalarındaki pazarlıklar, müttefiklerin ABD'ye olan güvenini sarsan unsurlar arasında gösteriliyor. Ancak analiz, bu ihanetlerin yalnızca Trump dönemine özgü olmadığını, Obama ve Biden yönetimlerinin de benzer politikalar izlediğini vurguluyor. Bu bağlamda, ABD'nin müttefiklerine yönelik bu tutarsız davranışlarının, uluslararası sistemdeki güç dağılımını ve ittifak sadakatini yeniden sorgulattığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güven Bunalımı ve Yeni İttifaklar
ABD'nin müttefiklerine ihaneti yalnızca ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de değiştiriyor. Özellikle Orta Doğu'da ABD'nin geleneksel müttefikleri, güvenlik garantilerinin zayıfladığına inanarak alternatif arayışlara yöneliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, Rusya ve Çin ile daha yakın ilişkiler kurarak dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki nüfuzunu kaybetmesine yol açarken, Çin'in ve Rusya'nın etki alanlarını genişletmesine zemin hazırlıyor.
Avrupa'da ise NATO'nun geleceği tartışılırken, Avrupa Birliği kendi savunma yapılarını güçlendirme çabalarını hızlandırdı. ABD'nin güvenilirliğine dair artan şüpheler, Avrupa'nın stratejik özerklik kavramını daha ciddi biçimde ele almasına neden oluyor. Öte yandan, Asya-Pasifik bölgesinde ABD'nin müttefikleri olan Japonya ve Güney Kore, ABD'nin bölgesel güvenlik taahhütlerine rağmen, kendi savunma bütçelerini artırma ve savunma iş birliklerini geliştirme yoluna gidiyor. Bu gelişmeler, ABD'nin "güvenilir müttefik" imajını zayıflatırken, çok kutuplu bir dünya düzeninin güçlenmesine katkıda bulunuyor.
Uzman analizlerine göre, ABD'nin bu tavrı uzun vadede Amerikan çıkarlarına da zarar verebilir. Güvenilirliğini yitiren bir süper güç, küresel krizlerde ortak bulmakta zorlanacak ve diplomatik etkinliği azalacaktır. Örneğin, İran nükleer anlaşması veya iklim değişikliği gibi küresel sorunlarda ABD'nin öncülük rolü, müttefiklerinin güvenini kaybetmesiyle zayıflıyor. Bu durum, uluslararası iş birliğinin ve çok taraflılığın geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu analiz, Türkiye'nin uzun süredir yaşadığı deneyimleri doğrulayan bir tablo çiziyor. Türkiye, Batı ittifakı içinde yer almasına rağmen, PKK/YPG'ye verilen destek, FETÖ'nün iade edilmemesi ve bazı yaptırım tehditleri gibi konularda ABD'nin müttefiklik ruhuna uymayan davranışlarına maruz kalmıştır. Bu durum, Türk kamuoyunda ABD'ye olan güveni derinden sarsmış, Türkiye'yi dış politikada çok yönlü ve bağımsız bir strateji izlemeye yöneltmiştir. Türkiye'nin S-400 alımı, Rusya ile yakınlaşması ve bölgesel inisiyatifleri, bu güven bunalımının bir sonucu olarak okunabilir. Türkiye, ABD'nin bu tutumu karşısında kendi savunma sanayiini geliştirme ve alternatif ittifaklar kurma yönünde adımlar atmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası sistemde daha bağımsız bir aktör olma iradesini güçlendirmekte, ancak Batı ile ilişkilerinde de köklü bir dönüşüme işaret etmektedir.