Berlin — Almanya'nın doğu eyaletlerinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisine verilen destek son yıllarda istikrarlı bir şekilde artıyor. Bu durum, 1990'da yeniden birleşen ülkenin içindeki derin duygusal ve ekonomik fay hatlarını gözler önüne seriyor. AfD, özellikle Saksonya, Thüringen ve Brandenburg gibi eyaletlerde anketlerde birinci parti konumuna yükselmiş durumda. Bu yükseliş, sadece bir siyasi tercih değişikliği değil, aynı zamanda Doğu Almanya'nın geçmişine duyulan nostaljik özlemin ve batıya yönelik kırgınlığın bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Nostaljinin Ekonomik ve Kültürel Kökenleri
Doğu Almanya'da AfD desteğinin bu denli güçlü olmasının arkasında yatan nedenler karmaşık. 1990'daki birleşme sonrası Doğu Almanya ekonomisi büyük ölçüde çöktü; birçok fabrika kapandı, işsizlik arttı ve genç nüfus batıya göç etti. Ancak son yıllarda ekonomik göstergeler iyileşmiş olsa da, doğu ile batı arasındaki gelir ve servet farkı hala belirgin. Örneğin, doğu eyaletlerinde kişi başına düşen GSYİH, batı eyaletlerinin yaklaşık %70'i seviyesinde. Bu ekonomik eşitsizlik, batıya karşı bir kırgınlık ve "ikinci sınıf vatandaş" hissi yaratıyor.
Ancak mesele sadece ekonomik değil. Kültürel ve kimlik temelli faktörler de önemli rol oynuyor. Doğu Almanyalılar, birleşme sürecinde kendi kimliklerinin ve yaşam tarzlarının değersizleştirildiğini düşünüyor. Batı Almanya'nın kurumları, medyası ve siyasi elitleri doğuya tepeden bakıyor. Bu algı, AfD'nin "Doğu'yu savunma" söylemini güçlendiriyor. Parti, doğu eyaletlerinde "Biz doğuluyuz, bizi anlayan tek parti AfD" mesajını veriyor. Ayrıca, göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemler, doğuda daha homojen bir toplum yapısına sahip olan bölgelerde karşılık buluyor.
Nostalji, sadece geçmişe özlem değil, aynı zamanda bugünün sorunlarına bir tepki olarak da işlev görüyor. Doğu Almanya'da birçok kişi, eski rejim döneminde iş güvencesi, sosyal yardımlar ve toplumsal dayanışmanın daha güçlü olduğunu hatırlıyor. Bu nostaljik algı, gerçekleri tam olarak yansıtmasa da, siyasi tercihleri etkiliyor. AfD, bu duyguyu ustaca kullanarak, "eski güzel günlere dönüş" vaadiyle seçmenlere sesleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AfD'nin yükselişi, sadece Almanya içi bir mesele değil. Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisi ve en kalabalık ülkesi olan Almanya'da aşırı sağın güçlenmesi, AB'nin genel siyasi dengelerini sarsıyor. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da İtalya'nın Kardeşleri (FdI), Macaristan'da Fidesz gibi partilerle birlikte AfD, Avrupa'da milliyetçi ve popülist dalganın bir parçası. Bu partiler, göçmen karşıtı politikalar, AB şüpheciliği ve ulusal egemenlik vurgusuyla ortak bir zemin paylaşıyor. AfD'nin özellikle doğu Almanya'da kazandığı destek, AB'nin genişleme ve entegrasyon politikalarına yönelik bir tehdit olarak görülüyor.
Almanya'da AfD'nin yükselişi, aynı zamanda ülkenin siyasi kültüründe bir dönüşümü işaret ediyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın marjinal kalması, ülkenin demokratik istikrarının bir göstergesiydi. Ancak AfD'nin 2013'te kurulmasından bu yana geçen sürede, parti önce Avrupa şüphecisi bir çizgiden göçmen karşıtı bir çizgiye kaydı ve şimdi doğuda ana akım bir güç haline geldi. Bu durum, Almanya'nın kendi tarihiyle yüzleşmesi ve demokratik kurumlarının dayanıklılığı açısından endişe verici.
Ekonomik açıdan bakıldığında, AfD'nin yükselişi, Almanya'nın doğusundaki yapısal sorunların çözülememiş olmasının bir sonucu. Doğu eyaletlerinde işsizlik oranı hala batıdakinden yüksek ve gençlerin batıya göçü devam ediyor. Bu durum, bölgede bir "terk edilmişlik" duygusu yaratıyor. AfD, bu duyguyu siyasi sermayeye dönüştürüyor. Ayrıca, doğu eyaletlerinde yaşlanan nüfus ve azalan kamu hizmetleri, merkezi hükümete yönelik öfkeyi artırıyor. Bu öfke, AfD'nin "Berlin'e karşı Doğu" söylemini besliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da AfD'nin yükselişi, Türkiye'yi doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. AfD, göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemiyle biliniyor; parti, Türkiye'nin AB üyelik sürecine açıkça karşı ve Almanya'daki Türk toplumuna yönelik entegrasyon politikalarını sertleştirmeyi vaat ediyor. Doğu Almanya'da güçlenen AfD, Almanya'nın genel siyasetinde daha fazla söz sahibi olursa, Türkiye-Almanya ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, AfD'nin Avrupa şüpheciliği, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde belirsizlik yaratabilir. Türk dış politikası açısından, Almanya'daki siyasi dengeleri yakından takip etmek ve olası bir AfD yükselişine karşı diplomatik önlemler almak önem taşıyor.