Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılacak seçimler öncesinde Almanya siyaseti tarihi bir senaryoyla karşı karşıya: Ülkenin ilk AfD'li (Almanya için Alternatif) başbakanı seçilebilir mi? AfD'nin başbakan adayı Ulrich Siegmund, mutlak çoğunluk elde etmesi halinde eyalette köklü bir siyasi dönüşüm planlıyor. Seçim, Almanya'nın göç, güvenlik ve ekonomi politikalarında yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Seçim Öncesi Tablo ve Siegmund'un Planları
Saksonya-Anhalt, Almanya'nın doğusunda yer alan ve yaklaşık 2,2 milyon nüfusa sahip bir eyalet. 6 Haziran 2026'da yapılacak eyalet parlamentosu (Landtag) seçimleri, ülke genelinde büyük yankı uyandırdı. AfD, son anketlerde yüzde 30 civarında oy oranıyla ilk sırada görünüyor. Ancak mutlak çoğunluk için yüzde 50+1 gerekiyor; bu da tek başına iktidar anlamına geliyor. Siegmund, mutlak çoğunluk sağlanırsa hükümeti AfD olarak kuracağını ve eyaletin yönetim yapısını değiştireceğini açıkladı.
Siegmund'un planları arasında göç politikalarını sıkılaştırmak, güvenlik güçlerine daha geniş yetkiler vermek, kamu yönetiminde tasarruf ve yerel yönetimlere daha fazla özerklik tanımak bulunuyor. Ayrıca eyaletteki kamu yayıncılığına yönelik eleştiriler ve kültürel politikalar da gündeminde. Siegmund, seçim kampanyasında "Saksonya-Anhalt'ı yeniden inşa edeceğiz" mesajı veriyor.
Almanya'da AfD'nin yükselişi, özellikle doğu eyaletlerinde ekonomik durgunluk, göçmen karşıtlığı ve ana akım partilere duyulan güvensizlikle besleniyor. Saksonya-Anhalt, geçmişte de AfD'nin güçlü olduğu bir bölge. 2021 seçimlerinde AfD yüzde 20,8 oy almıştı. Şimdi ise oyunu artırması bekleniyor. CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti ise oy kaybı yaşıyor. FDP ve diğer küçük partilerin barajı geçmesi zor görünüyor.
Almanya ve Avrupa İçin Anlamı
AfD'nin bir eyalette başbakanlık koltuğuna oturması, Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi düzeninde bir ilk olacak. AfD, federal düzeyde "aşırı sağcı" olarak sınıflandırılıyor ve diğer partilerle koalisyon yapması yasak değil ancak siyasi olarak dışlanıyor. Eğer Siegmund başbakan olursa, Almanya'nın Avrupa Birliği içindeki duruşu, göç anlaşmaları ve iklim politikaları gibi konularda federal hükümetle çatışma yaşanabilir. Ayrıca AfD'nin yükselişi, Fransa, İtalya ve Hollanda gibi ülkelerdeki sağ popülist partilere de cesaret verebilir.
Seçim sonuçları, Almanya'nın 2025 federal seçimleri öncesinde bir referandum niteliği taşıyor. Anketler, AfD'nin ulusal düzeyde yüzde 20 civarında olduğunu gösteriyor. Saksonya-Anhalt'ta elde edilecek bir başbakanlık, AfD'nin "iktidar olabilir" imajını güçlendirecek ve diğer eyaletlerde de benzer senaryoları gündeme getirebilir. Avrupa'da aşırı sağın normalleşmesi, AB'nin ortak politikalarını zayıflatabilir.
Öte yandan, Almanya'daki ana akım partiler, AfD'yi dışlama stratejisini sürdürüyor. CDU lideri Friedrich Merz, AfD ile işbirliği yapmayacaklarını yineledi. Ancak mutlak çoğunluk durumunda AfD tek başına iktidar olabilir. Bu durumda CDU ve diğer partiler muhalefete düşecek. Seçim sistemi, eyalet parlamentosunda sandalye dağılımını belirlerken, mutlak çoğunluk için tek partiye oy verme eğilimi artabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da AfD'nin yükselişi ve olası bir eyalet başbakanlığı, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. AfD, göçmen karşıtı ve İslam eleştirmeni bir parti olarak biliniyor. Türk toplumu, Almanya'da yaklaşık 3 milyon kişiyle en büyük göçmen grubunu oluşturuyor. AfD'nin iktidara gelmesi, Türk vatandaşlarının sosyal ve siyasi haklarını kısıtlayıcı politikaları gündeme getirebilir. Ayrıca Türkiye-AB ilişkilerinde, Almanya'nın tutumu belirleyici. AfD'nin güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve vize serbestisi gibi konulara olumsuz yansıyabilir. Ekonomik açıdan, Türk-Alman ticaret hacmi yıllık 50 milyar doları aşıyor; siyasi istikrarsızlık ticari ilişkileri de etkileyebilir.