Almanya, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası savunma harcamalarını artırma ve ordusunu güçlendirme kararı aldı. Ancak bu hedefe ulaşmak için kritik alanlarda hala ABD'ye bağımlı. Uzmanlara göre, Almanya'nın kendi kendine yeterli bir ordu kurma çabası, Amerikan teknolojisi ve askeri varlığı olmadan kısa vadede mümkün görünmüyor.
Silahlanma Hamlesinin Arka Planı
Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde deprem etkisi yarattı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, üç gün sonra yaptığı tarihi konuşmada "Zeitenwende" (dönüm noktası) ilan ederek 100 milyar euroluk özel savunma fonu kuracaklarını açıkladı. Bu hamle, on yıllardır savunmaya yeterince kaynak ayırmayan Almanya için radikal bir değişimdi.
Ancak 2024 itibarıyla bu fonun önemli bir kısmı harcanmış olsa da Alman ordusu Bundeswehr'in kabiliyet açığı devam ediyor. Almanya, hava savunma sistemleri, savaş uçakları, tanksavar silahları ve mühimmat gibi kritik alanlarda acil tedarik ihtiyacı duyuyor. Bu ihtiyaçların önemli bölümü Amerikan şirketlerinden karşılanıyor: Lockheed Martin'in F-35 savaş uçakları, Patriot hava savunma sistemleri ve diğer ABD menşeli platformlar.
Almanya'nın savunma sanayii güçlü olsa da (Rheinmetall, ThyssenKrupp gibi şirketler), bazı ileri teknoloji ürünlerde ABD'ye bağımlılık sürüyor. Örneğin, F-35'lerin yazılımı ve bakımı Amerikan onayına tabi. Ayrıca, NATO'nun nükleer şemsiyesi kapsamında Almanya'daki Amerikan nükleer başlıkları, ülkenin güvenliğinin temel taşı olmaya devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Almanya'nın silahlanma çabası, Avrupa'nın savunma özerkliği tartışmalarıyla yakından ilişkili. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un uzun süredir dile getirdiği "Avrupa ordusu" fikri, Almanya'nın desteğiyle daha fazla konuşuluyor. Ancak ABD, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmasını desteklerken, NATO'dan bağımsız bir yapı oluşmasına sıcak bakmıyor. Washington, Avrupa'nın savunma yatırımlarını artırmasını istiyor ancak bu yatırımların NATO çerçevesinde ve ABD ile uyumlu olması gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, Almanya'nın savunma sanayiinde ABD'ye bağımlılığı, transatlantik ilişkilerde bir kaldıraç işlevi görüyor. ABD, Avrupa'daki askeri varlığını koruyarak kıtadaki etkisini sürdürüyor. Almanya'daki Amerikan üsleri (Ramstein, Grafenwoehr gibi) hem NATO operasyonları hem de ABD'nin Orta Doğu ve Afrika'daki güç projeksiyonu için kritik öneme sahip.
Uzmanlar, Almanya'nın tam bağımsız bir savunma kapasitesine ulaşmasının on yıllar alacağını belirtiyor. Zira sadece silah tedariki değil, istihbarat, komuta-kontrol sistemleri, uydu teknolojisi ve siber savunma gibi alanlarda da ABD ile derin bir entegrasyon söz konusu. Bu nedenle, Almanya'nın "stratejik özerklik" hedefi ile mevcut bağımlılıkları arasındaki gerilim, önümüzdeki dönemde Avrupa güvenlik politikalarının merkezinde yer alacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'nın savunma alanında ABD'ye bağımlılığı, Türkiye'nin Avrupa savunma projelerindeki konumunu da etkiliyor. Türkiye, uzun süredir AB içindeki savunma iş birliklerine (PESCO gibi) tam katılım sağlayamıyor; bazı üyeler Türkiye'nin dahil edilmemesi için direniyor. Ancak Almanya'nın askeri kabiliyet açığı ve ABD'ye bağımlılığı, Avrupa'nın savunma sanayiinde daha fazla iş birliğini gerekli kılıyor. Türk savunma sanayii (Baykar, ASELSAN, TAI) insansız hava araçları, elektronik harp ve mühimmat alanında rekabetçi ürünler sunuyor. Almanya'nın silahlanma hamlesi, Türkiye için hem potansiyel bir pazar hem de Avrupa savunma mimarisinde daha fazla söz sahibi olma fırsatı yaratabilir. Ancak Berlin'in Türkiye'ye yönelik silah ihracatı kısıtlamaları ve siyasi engeller, bu potansiyelin önündeki en büyük engel olarak duruyor.