Almanya'nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Haziran'da yapılacak eyalet parlamentosu seçimleri, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin iktidara bir adım daha yaklaşması nedeniyle kritik bir sınav olarak görülüyor. Son anketlerde AfD'nin oy oranı yüzde 25 civarında seyrederken, iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile başa başa geldiği belirtiliyor. Bu durum, Almanya'nın siyasi atmosferinde önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
Seçimin Arka Planı ve Partilerin Durumu
Saksonya-Anhalt, 2,2 milyon nüfusuyla Almanya'nın orta büyüklükteki eyaletlerinden biri. 2016'daki son seçimlerde CDU yüzde 29,8 oy alarak birinci parti olmuş, AfD ise yüzde 24,3 ile ikinci sırada yer almıştı. Ancak son beş yılda yaşanan siyasi gelişmeler, AfD'nin oyunu daha da artırdı. Koronavirüs salgını yönetimi, aşı karşıtlığı, enerji fiyatlarındaki artış ve göçmen karşıtı söylemler, partinin tabanını genişletmesine yardımcı oldu.
CDU'nun başbakan adayı Reiner Haseloff, seçim kampanyasında ılımlı bir çizgi izleyerek AfD'ye oy vermeyi düşünen seçmenleri geri kazanmaya çalışıyor. Ancak Haseloff'un 'AfD ile işbirliği yapmayacağız' açıklamaları, partisinin sağ kanadında rahatsızlık yaratmış durumda. Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Sol Parti ise AfD'nin yükselişini durdurmak için ortak hareket etme arayışında. FDP ve diğer küçük partilerin barajı geçip geçemeyeceği ise belirsizliğini koruyor.
AfD'nin eyalet teşkilatı, Almanya genelinde 'aşırı sağcı' olarak sınıflandırılan ilk teşkilat olma özelliğine sahip. Partinin göçmen karşıtı politikaları, İslam eleştirisi ve Avrupa Birliği şüpheciliği, özellikle Doğu Almanya'da geniş yankı buluyor. Ekonomik durgunluk ve işsizlik gibi sorunlarla boğuşan bölge halkı, protesto oylarını AfD'ye yönlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Saksonya-Anhalt seçimi, sadece Almanya iç siyaseti açısından değil, Avrupa Birliği ve transatlantik ilişkiler açısından da yakından takip ediliyor. AfD'nin iktidara ortak olması veya hükümette yer alması durumunda, Almanya'nın göç politikası, AB reformları ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar gibi konularda önemli değişiklikler yaşanabilir. Özellikle Almanya'nın AB içindeki itici gücü zayıflayabilir ve Avrupa'daki sağ popülist dalga daha da güçlenebilir.
AfD'nin yükselişi, Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da Kardeşler Partisi (FdI) ve İspanya'da Vox gibi partilerle birlikte Avrupa'daki aşırı sağın normalleşmesinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu durum, AB'nin ortak değerleri ve politikaları üzerinde baskı oluşturuyor. Almanya'nın göçmen kabulü ve iklim politikaları gibi konularda geri adım atması, küresel ölçekte de yankı uyandırabilir.
Seçim sonuçları, Almanya'nın Eylül 2025'te yapılacak genel seçimler öncesinde bir gösterge niteliği taşıyor. Anketler, AfD'nin ülke genelinde yüzde 22-24 bandında olduğunu gösteriyor. Bu da partinin federal düzeyde hükümete girme ihtimalini artırıyor. CDU lideri Friedrich Merz, AfD ile işbirliği yapmayacaklarını açıklasa da, eyalet düzeyinde bu tutumun ne kadar sürdürülebileceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Saksonya-Anhalt seçimleri, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Almanya'da yaşayan 3 milyondan fazla Türk kökenli insanın bulunduğu düşünülürse, AfD'nin yükselişi ve olası iktidar ortağı olması, göçmen karşıtı politikaların artmasına yol açabilir. Bu durum, Türk toplumunun sosyal ve ekonomik haklarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Almanya'nın AB içindeki dengeleri değişebilir ve Türkiye'nin AB ile ilişkileri yeni bir boyut kazanabilir. AfD'nin Avrupa şüpheciliği, Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da karmaşık hale getirebilir. Ekonomik açıdan ise Almanya'daki siyasi istikrarsızlık, Türkiye ile ticaret ve yatırım ilişkilerini etkileyebilir.