Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül 2026'da yapılan eyalet seçimleri, ülkenin siyasi dengelerini sarsacak sonuçlar doğurdu. Seçim öncesinde anketler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oy oranını yüzde 25'in üzerine taşıyordu. Merkez sol partilerin yaşadığı panik, devlet televizyonunun sandık çıkış anketlerini saat sekizde açıklamasıyla daha da arttı. AfD'nin bu eyaletteki yükselişi, yalnızca göçmen karşıtlığıyla değil, aynı zamanda hükümetin Filistin yanlısı seslere yönelik sert baskı politikalarıyla da yakından ilişkili.
Filistin karşıtı baskıların arka planı
Almanya, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına verdiği koşulsuz destekle Avrupa'da ayrı bir konumda yer alıyor. 2023'ten bu yana ülke genelinde Filistin yanlısı gösteriler yasaklanırken, Filistin bayrağı taşıyan öğrenciler okullardan uzaklaştırıldı, akademisyenler işlerinden edildi ve göçmen kökenli aktivistler sınır dışı edilmekle tehdit edildi. Alman hükümeti, bu politikaları "tarihsel sorumluluk" ve "antisemitizmle mücadele" çerçevesinde savunuyor. Ancak eleştirmenler, bu uygulamaların ifade özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırdığını ve özellikle Müslüman göçmen topluluklarını hedef aldığını belirtiyor.
Bu baskı ortamı, paradoksal biçimde AfD'nin işine yaradı. AfD, uzun süredir göçmen karşıtı söylemiyle biliniyor; fakat Filistin meselesinde İsrail yanlısı bir çizgi izleyerek sol partilerin boşalttığı alanı doldurdu. Öte yandan, hükümetin Filistin yanlısı gösterilere yönelik sert tutumu, özgürlükçü seçmenler nezdinde iktidardaki koalisyonun otoriterleştiği algısını güçlendirdi. Seçim sonuçları, bu çifte baskının merkez partileri erittiğini gösteriyor.
Almanya'da siyasi deprem: AfD'nin yükselişi
Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri, AfD'nin doğu eyaletlerindeki hakimiyetini pekiştirdi. Sandık çıkış anketlerine göre AfD oyların yüzde 28'ini alarak birinci parti konumuna yükseldi. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 22'de kalırken, Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12'ye geriledi. Yeşiller ve FDP ise baraj altında kaldı. Bu tablo, Almanya'nın federal düzeyde de benzer bir kırılma yaşayabileceğinin sinyalini veriyor.
AfD'nin başarısında, göçmen karşıtı söylemin yanı sıra ekonomik hoşnutsuzluk ve Doğu Almanya'nın Batı'ya yabancılaşma hissi de etkili. Ancak Filistin karşıtı baskılar, partinin "ifade özgürlüğü savunucusu" kimliğiyle geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. AfD liderleri, seçim kampanyasında "Alman halkının sesi susturulamaz" sloganıyla hem İsrail yanlısı hem de Filistin yanlısı seçmenlerden oy topladı. Bu durum, sol partilerin Filistin meselesindeki bölünmüşlüğünü derinleştirirken, AfD'ye pragmatik bir çıkış kapısı sundu.
Avrupa ve küresel yansımalar
Almanya'daki gelişmeler, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ dalgayla örtüşüyor. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), Hollanda'da Özgürlük Partisi (PVV) ve İtalya'da Kardeşler (FdI) benzer şekilde göçmen karşıtı politikaları merkeze taşıdı. Ancak Almanya örneği, Filistin meselesinin Avrupa siyasetinde nasıl bir kaldıraç haline geldiğini gösteriyor. Hükümetlerin Filistin yanlısı gösterileri bastırması, aşırı sağ partilere "özgürlükçü" bir görünüm kazandırırken, merkez partileri hem İsrail yanlısı politikaları hem de ifade özgürlüğü kısıtlamaları nedeniyle zor durumda bırakıyor.
Almanya'nın Avrupa Birliği içindeki konumu da bu politikalar nedeniyle sarsılıyor. Ülke, İsrail'e verdiği destekle AB'nin ortak dış politikasını şekillendirmeye çalışırken, içeride artan otoriterleşme eleştirileriyle karşı karşıya. Özellikle genç seçmenler arasında AfD'ye yönelen destek, geleneksel partilerin Filistin politikasını sorgulamasına yol açabilir. Önümüzdeki federal seçimlerde bu dinamiklerin belirleyici olması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da Filistin yanlısı seslere yönelik baskılar ve AfD'nin yükselişi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Almanya'da yaşayan 3 milyonu aşkın Türk kökenli göçmen, bu baskı politikalarından olumsuz etkileniyor; ifade özgürlüğünün kısıtlanması, diaspora üzerinde bir baskı aracı haline geliyor. AfD'nin yükselişi ise Türkiye karşıtı söylemiyle bilinen bir partinin güçlenmesi anlamına geliyor. Bu durum, Türkiye-Almanya ilişkilerinde yeni gerilim alanları yaratabilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen aşırı sağ, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini ve göçmen haklarını savunma kapasitesini zayıflatıyor. Türkiye, Almanya'daki gelişmeleri yakından izleyerek diaspora haklarını korumak için diplomatik girişimlerini artırmalı.