Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin elde ettiği tarihi oy artışı, Avrupa Birliği başkentlerinde ve geleneksel siyasi partilerde endişeyle karşılandı. BBC'nin Avrupa editörü Katya Adler, bu sonucun sadece Almanya için değil, tüm Avrupa için uyarı zilleri çaldığını belirtti. AfD, göç karşıtı ve Avrupa şüphecisi söylemiyle bilinen bir parti olarak, bu eyalette yüzde 20'nin üzerinde oy alarak ikinci sıraya yerleşti. Bu sonuç, Almanya'nın doğusunda aşırı sağın ne denli güçlendiğini gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Saksonya-Anhalt, Almanya'nın nüfus bakımından küçük eyaletlerinden biri olmasına rağmen, siyasi sembolizmi büyük. 6 Haziran 2021'de yapılan eyalet seçimlerinde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 37 oyla birinci olurken, AfD yüzde 20,8 ile ikinci sıraya yükseldi. Bu, AfD'nin kurulduğu 2013 yılından bu yana bir eyalet seçiminde elde ettiği en yüksek oy oranı oldu. Parti, özellikle gençler ve işsizler arasında destek bulurken, göçmen karşıtı ve İslam eleştirisi içeren söylemiyle dikkat çekiyor.
Almanya'da 2015'teki göç krizi sonrası Angela Merkel'in "Wir schaffen das" (Bunu başaracağız) politikası, özellikle doğu eyaletlerinde büyük tepki çekmişti. Saksonya-Anhalt gibi ekonomik olarak nispeten zayıf bölgelerde, göçmenlerin işgücü piyasasına entegrasyonu ve kültürel değişim endişeleri AfD'nin oylarını artırdı. Ayrıca, koronavirüs pandemisi döneminde uygulanan kısıtlamalar ve aşı zorunluluğu tartışmaları da partinin tabanını genişletti.
Katya Adler'in analizine göre, AfD'nin bu başarısı, Avrupa genelinde aşırı sağın yükseliş trendinin bir parçası. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik partisi, İtalya'da Matteo Salvini'nin Lega'sı ve İspanya'da Vox gibi partiler de benzer şekilde oy oranlarını artırıyor. Adler, bu durumun Avrupa Birliği'nin ortak politikalarını, özellikle göç ve iklim konularında, sekteye uğratabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AfD'nin Saksonya-Anhalt zaferi, Eylül 2021'deki federal seçimler öncesinde bir işaret fişeği olarak yorumlanıyor. O dönemde yapılan anketler, AfD'nin federal düzeyde yüzde 10-12 bandında olduğunu gösteriyordu. Ancak eyalet seçimlerindeki bu performans, partinin doğu Almanya'da daha da güçlenebileceğini gösteriyor. Almanya'nın doğusu, batısına kıyasla ekonomik olarak daha az gelişmiş ve göçmen nüfusu daha az. Bu bölgelerde AfD, "gerçek Almanya'nın sesi" olarak kendini konumlandırıyor.
Avrupa Birliği için bu gelişme, göç politikalarında ortak bir çözüm bulmayı zorlaştırıyor. 2015'ten bu yana AB, mülteci krizi konusunda bölünmüş durumda. Doğu Avrupa ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çekya) kota sistemine karşı çıkarken, Almanya ve Fransa gibi ülkeler daha fazla dayanışma çağrısı yapıyor. AfD'nin yükselişi, Almanya'nın bu konuda daha sert bir tutum almasına neden olabilir. Ayrıca, AfD açıkça AB'den çıkışı (Dexit) savunuyor; bu da Avrupa bütünleşmesi için ciddi bir tehdit.
Küresel ölçekte ise, aşırı sağın yükselişi Batı demokrasilerinde popülist dalganın devam ettiğini gösteriyor. ABD'de Donald Trump'ın ardından, Avrupa'da da benzer söylemler yankı buluyor. Rusya ve Çin gibi aktörler, Batı'daki bu iç bölünmelerden faydalanabilir. Özellikle Rusya, Avrupa'daki aşırı sağ partilere mali destek sağlamakla suçlanıyor; bu da jeopolitik rekabeti derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da AfD'nin yükselişi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren sonuçlar doğurabilir. AfD, göçmen karşıtı ve İslam eleştirmeni bir parti olarak, Almanya'daki 3 milyon civarındaki Türk kökenli nüfus için endişe kaynağı. Parti, Türkiye'nin AB üyelik sürecine açıkça karşı ve göçmenlerin entegrasyonunu reddediyor. Ayrıca, AfD'nin güçlenmesi, Almanya'nın Türkiye ile ilişkilerinde daha mesafeli bir tutum almasına yol açabilir. Ekonomik açıdan, Türk-Alman ticaret hacmi 40 milyar doları aşıyor; siyasi istikrarsızlık bu ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Avrupa'daki aşırı sağ dalgayı yakından izlemeli ve diplomatik kanalları açık tutmalı.