Almanya'nın 1990'daki birleşmesinden otuz yıldan fazla süre sonra, Doğu ile Batı arasındaki kalıcı bölünmeler, Pazar günü doğudaki Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Göçmen karşıtı ve Moskova yanlısı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin büyük bir başarı elde etmesi bekleniyor ve hatta iktidarı alma umudu taşıyor. Bu sonuç, Almanya'nın siyasi haritasında derin bir yarığın sinyali olarak yorumlanıyor.
AfD'nin Yükselişinin Arka Planı
Saksonya-Anhalt, Almanya'nın doğusunda yer alan ve nüfusu yaklaşık 2,2 milyon olan bir eyalet. 1990'da Doğu Almanya'nın (DDR) Federal Almanya'ya katılmasıyla kurulan eyaletlerden biri. O günden bu yana bölge, ekonomik durgunluk, nüfus kaybı ve Batı'ya kıyasla daha düşük yatırım oranlarıyla boğuşuyor. İşsizlik oranı ülke ortalamasının üzerinde seyrediyor ve genç nüfus Batı eyaletlerine göç ediyor. Bu sosyo-ekonomik koşullar, radikal sağın zemin bulmasını kolaylaştırıyor.
AfD, 2013'te kurulduğunda Avrupa Birliği karşıtı bir partiydi. Ancak 2015'teki göçmen kriziyle birlikte söylemini sertleştirerek İslam karşıtı ve göçmen karşıtı bir çizgiye kaydı. Özellikle Doğu Almanya'da, eski komünist rejimin çöküşünden sonra yaşanan hayal kırıklığı ve kimlik kaybı, partinin temel motivasyon kaynağı oldu. AfD, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e sempatiyle yaklaşarak Batı yaptırımlarına karşı çıkıyor ve NATO'ya şüpheyle bakıyor. Bu tutum, Moskova'nın Avrupa'daki etkisini artırma stratejisiyle örtüşüyor.
Pazar günkü seçimlerde AfD'nin oy oranını yüzde 20'nin üzerine çıkarması ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Sosyal Demokratlar (SPD) gibi ana akım partileri geride bırakması bekleniyor. Anketler, partinin ikinci sırada yer alacağını gösteriyor. Bu durum, AfD'nin eyalet parlamentosunda sandalye sayısını artırması ve hükümet kurma pazarlıklarında söz sahibi olması anlamına geliyor. Ancak diğer partiler, AfD ile koalisyon kurmayı reddediyor; bu da siyasi tıkanıklık riskini beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Saksonya-Anhalt seçimleri, Almanya'nın genel siyaseti için bir gösterge niteliğinde. Eylül ayında yapılacak federal seçimler öncesinde AfD'nin gücünü konsolide etmesi, Avrupa'nın en büyük ekonomisinde siyasi istikrarsızlık yaratabilir. Almanya, Avrupa Birliği'nin motoru ve NATO'nun kilit üyesi. Aşırı sağın yükselişi, AB'nin göç politikaları, iklim hedefleri ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusunda karar alma süreçlerini zorlaştırabilir.
Doğu Almanya'da AfD'nin güçlenmesi, sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir tepkinin ürünü. Eski Doğu Bloku ülkelerinde olduğu gibi, liberal demokrasinin getirdiği değişimlere duyulan öfke, otoriter eğilimleri besliyor. Bu durum, Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu popülizm dalgasının bir parçası. Fransa'da Ulusal Birlik, İtalya'da Lega ve Macaristan'da Fidesz gibi partilerle benzerlik taşıyor.
AfD'nin Moskova yanlısı tutumu, Batı ittifakı içinde çatlak yaratma potansiyeli taşıyor. Parti, Kırım'ın ilhakını tanıma ve Nord Stream 2 projesini destekleme gibi pozisyonlarla Rusya'nın çıkarlarına hizmet ediyor. Almanya'nın doğusundaki bu eğilim, NATO'nun doğu kanadında güvenlik endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da aşırı sağın yükselişi, Türkiye'yi birden fazla cepheden ilgilendiriyor. Öncelikle, Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli insan, AfD'nin göçmen karşıtı söylemlerinden doğrudan etkileniyor; artan İslamofobi ve yabancı düşmanlığı, bu toplumun güvenliğini tehdit ediyor. İkincisi, AfD'nin Rusya yanlısı tutumu, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki denge politikalarını zorlaştırabilir. Almanya'nın siyasi istikrarsızlığı, AB-Türkiye ilişkilerinde yeni belirsizlikler yaratabilir. Üçüncüsü, Avrupa'da popülist dalganın güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini ve göç anlaşmalarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, Almanya'daki Türk toplumunun haklarını korumak için diplomatik girişimlerini artırmak durumunda.