Almanya, ABD'li savunma şirketi Lockheed Martin'den dört yıl önce sipariş ettiği 35 adet F-35 gizli savaş uçağının ilkini teslim aldı. Teslimat, NATO'nun savunma harcamalarını artırma ve Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirme yönündeki çabalarının somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Almanya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, uçağın ülkeye ulaştığı ve yakın zamanda operasyonel eğitimlere başlayacağı belirtildi.
Gelişmenin Arka Planı
Almanya, 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından savunma politikasında önemli bir dönüşüm başlattı. Şansölye Olaf Scholz'un duyurduğu "Zeitenwende" (dönüm noktası) olarak adlandırılan yeni savunma stratejisi kapsamında, ülke savunma harcamalarını artırma ve silahlı kuvvetlerini modernize etme kararı aldı. Bu kapsamda, Alman Hava Kuvvetleri'nin (Luftwaffe) eskiyen Tornado filosunun yerini alacak F-35'ler için 2022 yılında Lockheed Martin ile anlaşma imzalandı. Sipariş edilen 35 uçağın toplam maliyetinin yaklaşık 10 milyar euroyu bulması bekleniyor. Uçakların 2026 yılına kadar kademeli olarak teslim edilmesi ve 2028'de tam operasyonel kapasiteye ulaşılması planlanıyor. F-35'ler, Almanya'nın NATO'nun nükleer paylaşım programı kapsamındaki görevlerini yerine getirmesi için kritik öneme sahip; zira mevcut Tornado uçakları bu görev için artık yetersiz kalıyor.
Teslimat, aynı zamanda Avrupa'daki savunma sanayii iş birliklerini de gündeme getiriyor. Almanya'nın F-35 alımı, Avrupa'nın kendi geliştirdiği FCAS (Future Combat Air System) projesiyle zaman zaman çelişiyor gibi görünse de, Berlin yönetimi her iki projenin de uzun vadeli hedefler doğrultusunda ilerlediğini savunuyor. F-35'lerin Avrupa'daki varlığı, NATO'nun hava üstünlüğü kabiliyetini artırırken, Rusya'ya karşı caydırıcılığı da güçlendirecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Almanya'nın F-35 teslimatı, NATO'nun 2024 yılında gerçekleştirilen Vilnius Zirvesi'nde alınan savunma harcamalarını artırma kararlarının bir yansıması olarak görülüyor. Zirvede, üye ülkelerin GSYİH'lerinin en az yüzde 2'sini savunmaya ayırması hedefi yinelenmiş, bazı ülkeler bu oranı daha da yükseltme taahhüdünde bulunmuştu. Almanya, 2024 yılında ilk kez bu hedefi tutturdu ve savunma bütçesini önemli ölçüde artırdı. F-35 projesi, bu artışın en görünür kalemlerinden biri.
Küresel ölçekte ise F-35 programı, ABD'nin müttefikleriyle olan savunma iş birliğini pekiştiren en büyük silah satış programlarından biri. Lockheed Martin, şu ana kadar 20'den fazla ülkeye 1000'den fazla F-35 teslim etti. Almanya'nın bu programa katılması, Avrupa'da hava gücü dengesini de etkileyecek. Özellikle Polonya, Finlandiya ve İsviçre gibi ülkelerin de F-35 siparişleri bulunuyor; bu durum, Avrupa semalarında ortak bir platform etrafında bütünleşmeyi artırabilir. Ancak, F-35'lerin yüksek maliyeti ve bakım gereksinimleri, bazı Avrupa ülkelerinde tartışmalara yol açmaya devam ediyor.
Rusya cephesinden ise tepkiler gecikmedi. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, NATO'nun Doğu Avrupa'daki askeri yığınakını "gerginliği tırmandırıcı" olarak nitelendirmişti. F-35'lerin Almanya'da konuşlandırılması, Moskova'nın Batı sınırlarındaki güvenlik endişelerini artırabilir. Öte yandan, NATO yetkilileri, bu tür savunma yatırımlarının caydırıcılık amacı taşıdığını ve saldırgan bir nitelik taşımadığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'nın F-35 teslimatı, Türkiye'nin kendi F-35 programından çıkarılması sonrası yaşadığı hava gücü boşluğunu yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, 2019'da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle F-35 programından çıkarılmış, bu karar Ankara-Washington ilişkilerinde derin bir krize yol açmıştı. Türkiye, bu süreçte kendi milli savaş uçağı KAAN'ı geliştirmeye hız verdi. Almanya'nın F-35'lere kavuşması, NATO içindeki teknolojik uçurumu ve Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu sorgulamasına neden olabilir. Ayrıca, Avrupa'da F-35 kullanıcılarının artması, Türkiye'nin savunma sanayi ihracatı ve iş birlikleri açısından yeni dengeleri beraberinde getirebilir. Türkiye, önümüzdeki dönemde hem KAAN projesini hızlandırarak hem de Avrupa ile savunma diyaloğunu güçlendirerek bu değişime adapte olmaya çalışacak.